Menü
Şura Tosun
Şura Tosun
Cennetin Hasretiyle Yanan Kandiller
Şubat 14, 2026
Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazımızda, İslâm öncesi Arap toplumunun inanç, değer ve toplumsal yapısını ifade eden Câhiliye dönemini kavramsal ve tarihsel açıdan ele almakta; ardından İslâm’ın gelişiyle birlikte meydana gelen dönüşüm sürecini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Câhiliye’den İslâm’a geçişte inanç dünyasında, sosyal ilişkilerde ve toplumsal statü anlayışında yaşanan değişimler ortaya konulacak; özellikle erkek, kadın ve köle/câriyelerin toplum içindeki konumlarının nasıl dönüştüğü açıklığa kavuşturulacaktır.

Hayat inişlerden ve çıkışlardan, düşüşlerden ve zirvelerden meydana gelir. Bazen yollarımızın aydınlık veren ışıklarla süslendiği zamanlar olur, bazen ise yolumuzu nasıl bulacağımızı bilemediğimiz karanlıklarımız olur.

İnsan beşerdir ve onun düşüp kalkması, hata yapıp tövbe etmesi kadar olağan bir şey yoktur. Öyle ki Resûlullah bize “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.”1 diyerek Rabb’imizin bizden bunu istediğini aktarır. Bu yüzden Müslümanlar olarak bazen düşüşler yaşamamız normaldir. Fakat düştüğümüz yerde kalmamalı, heyecanlarımızı tazelemeyi bilmeli ve bizi karanlıklarımızdan aydınlığa çıkaracak kandillerimizi bulmak için gayret etmeliyiz.

Allah Kur’ân’da şöyle buyurur:

“Şânım hakkı için muhakkak ki size Resûlullah da pek güzel bir örnek vardır. Allah’a ve son güne ümit besler olup da Allah’ı çok zikreden kimseler için.”2

Rabb’imiz bu âyetin de geçtiği Ahzâb Sûresi’nde Resulünü hem “en güzel örnek”3 olarak hem de “nurlar saçan bir kandil”4 olarak tanıtır. Resûlullah’ın bu iki güzel hasletine beraber bakacak olursak hem karanlıklarımızın sebebini idrak ederiz hem de nasıl aydınlığa kavuşacağımızın parolasını öğreniriz.

Karanlıklarımızın önemli bir sebebi, güzel örnekler edinemeyişimizdir. Bizler nasıl Müslümanca bir hayat yaşayabileceğimizi O’nun örnekliğinde öğreniriz. O’nun örnekliği son derece önemlidir ki alimlerimiz siyer öğrenmenin vacip olduğu kanaatine varmışlardır. Bu noktada bizim yapmamız gereken yolumuzu Resûlullah’ın hayat haritasını ve bize örnek gösterdiği güzel şahsiyetleri örnek alarak belirlemektir.

Bu güzel yolculukta yoldaşlarımız, en güzel örneğimiz olan biricik peygamberimiz ve onun bize örnek gösterdiği güzide isimlerdir.

Peygamberimiz (sas) şöyle buyurmuştur:

“İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenlerdir, sonra da bunları takip edenlerdir…”5

Buraya kadar aktardıklarımızdan da göreceğimiz üzere hem Rabb’imiz hem de onun güzel nebisi bize, karanlıklarımızı aydınlığa çıkaracağımız kandillerin reçetesini vermiştir. Bu yüzden bizler de bu yazımızda O’nun ümmetine örnek verdiği 2 güzel annemizden bahsederek onların örnekliğinde karanlıklarımızı nasıl aydınlatabileceğimizi ele alacağız.

Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

“Dünyada kadınlarının en hayırlısı dörttür: Meryem bint İmrân, Âsiye (Firavun’un hanımı), Hatice bint Hüveylid ve Fâtıma bint Muhammed.”6

Peygamberimiz bu hadisinde bize 4 aydınlatıcı kandili, 4 İslâm kadınını, 4 örnek şahsiyeti işaret ediyor. Bizler de bu yazıda kandillerden iki kandil ile Allah Resûlü’nün bir başka hadisinde de “kemale ermiş kadınlar”7 hitabıyla bahsettiği Hz. Meryem ve Hz. Asiye annelerimizle aydınlanmaya çalışacağız.

Özgürleşmenin Yolundaki Kandil: Hz. Meryem

Öyle bir anne ki henüz hayata gelmeden annesi tarafından güzel niyetlerle mabede adandı. Bulunduğu dönem için bir devrim niteliğindeydi Hz. Meryem. Küçücük bir çocukken adandığı mabede girerek Yahudilerin o büyük geleneğini yıktı. Zaman geçti ve Allah onu benzeri olmayan bir durumla imtihan etmek için seçti.

İsâ aleyhisselamı kucağına aldı Meryem annemiz. Babasız bir çocuk… Kaç kişi kaldırabilirdi bu ağır yükü? Kaç kişi bu imtihanı sabırla göğüsleyebilirdi? Kaç kişi iffetine söz edilirken Allah’a teslimiyetini ortaya koyabilirdi? Meryem annemiz bu yükü omuzladı.

Allah onu zaman içinde yalnızlaştırmıştı. Ve bu imtihan geldiğinde arzın tüm kapıları kapanmıştı onun için. Çünkü Allah ona arşın kapılarını açacaktı. Meryem annemiz tüm zorluklara, iftiralara rağmen Allah’a teslim oldu.

Bu zorlu yolculuğa bakınca fark ederiz ki onun için de karanlık bir dönemdi fakat o kendini Allah’a adamıştı. Allah da onu asırlar sonra peygamberine “Kitapta Meryem’i de an.”8, “O iffetini korumuştu.”9 diye övgülerle andı. Nitekim o, Kur’ân’da ismi açıkça zikredilen tek kadın oldu. İffeti, namusu üzerinden türlü iftiralara uğrayan o güzel annemiz, Allah’ın yardımı ile korundu, desteklendi ve adını çok yüce bir Kitab’a yazdırdı.

Yüce Rabb’imiz Kur’ân’da şöyle buyurur:

“Ey Meryem! Rabb’ine gönülden itaatte bulun, secde et ve rükû edenlerle (Hakka boyun eğenlerle) birlikte rükû et.”10

Bu âyette Rabb’imiz Meryem annemizden “Kanite” diyerek bahseder. Kanite; gönülden bağlanan, ibadetlerini gönülden yapan anlamına gelir. İmtihanlarının karşısında Meryem annemizi teslimiyete götüren de bu özelliğiydi. Allah’a gönülden, ihlasla bağlandı ve O’ndan gelen her şeye rıza gösterdi, babasız gönderdiği çocuğuna da…

Şimdi Meryem annemizin bugüne yansıttığı ışığa bakalım. Biz onun hayatından öğreniriz ki gerçek özgürlük Allah’a teslimiyetle başlar. Günümüz insanının en büyük kaygılarından biri ‘elalem ne der’ korkusudur. Oysa biz bu noktada Meryem annemizi tanısak, onun hayatından saçılan ışıkları kalbimize ulaştırsak bu kaygıyı taşır mıyız? Her haliyle Rabb’ine teslim olmuş, iffet ve sabır âbidesi bir anne… Onu tanıyarak kalplerimizi iyileştiremez miyiz? Evlatlarımızı fark etmeden birer puta çevirdiğimiz bu zamanda onu tanıyarak anneliğe dair ölçülerimizi tekrar düzenleyemez miyiz? Bu imtihan yurdunda çeşitli durumlar yaşıyoruz ve bir imtihan karşısında dünyayı ayağa kaldırıyoruz. Onu tanıyarak imtihanlarımızın yanında nasıl sabrı kuşanacağımızı öğrenemez miyiz?

Unutmayalım ki Meryem annemiz sadece kendi yaşadığı dönemin annesi değildi, o bütün çağlara annelik etti ve anneliği öğretti. Bugün bizler de anneliğimizi, kadınlığımızı ve kulluğumuzu onun ışığında yeniden düşünmeye davet ediliyoruz. O seçkin bir anneydi, istisnâî bir kadındı ve Allah’a gönülden bağlı olan bir kuldu. Onun hayatından öğrendik ki asıl karanlık dünyada değil, kalplerimizdeydi. Ve bu karanlıkları aydınlatacak, samimi bir iman kandiliydi.

Dirâyet Kahramanı Bir Kadın: Hz.  Âsiye

Hz. Mûsâ’nın annesinden sonra annesi, onun limanı… Cennet hanımefendisi, sabır âbidesi, yaralarımızı iyileştirecek bir doktor… Âsiye annemiz.

O öyle bir anneydi ki anneliğin doğurmak olmadığını dünyaya kanıtladı, Hz. Mûsâ’ya annesini özletmeyecek kadar anne oldu. O öyle bir kadındı ki saraydan imana yürüdü, imanı için her şeyi göze aldı ve göze aldığı her şeyin bedelini ödedi. Dirâyet onda hayat buldu. Hüznüne rağmen mutluydu. Ve nihayet ölümlerin en güzeli ile şehadet şerbetini içerek Rabb’ine kavuştu.

Âsiye annemiz kemale ermiş bir kadındı. Günümüzde bu kavramın eksikliğini önemli bir biçimde hissediyoruz. Kemale ermek, olgunluğa erişmektir. Bizim ise “büyüyememe” problemimiz var. Büyüyemediğimiz için büyük işler yapamıyoruz. Gelin bu hastalığımızın tedavisi için yaralarımızı iyileştirecek bir doktor olan Âsiye annemizin hayatıyla aydınlanmaya çalışalım.

“O öyle kaliteli bir kadındı ki Firavun gibi bir zalim onu harcayamadı.” Firavun vaadlerde bulundu ama Âsiye annemiz ona cevap vermedi. Kendisini Rabb olarak gören Firavun’un sarayında, Bir olanı birledi. Çeşitli işkencelere maruz kaldı. Allah’a verdiği sözü her türlü zulme ve baskıya rağmen korudu. Göğsüne saplanan mızraklara aldırış etmedi çünkü göğsünde taşıdığı dağ gibi bir imanı vardı.

Âsiye annemiz Firavun gibi bir zalimin sarayından, çeşitli entrikalar ile dolu olan bir saraydan imana yürüdü. Çevresinde kötüler var diye kötü olmayı tercih etmedi Âsiye annemiz. Konumu ile barıştı ve temiz kalmaya gayret etti. Yolunu sabrı kuşanarak yürüdü.

Bu dünyada Allah’ın kendisine verdiklerine şükretti, var ile yetindi. Yoklara odaklanmadı. Âsiye annemiz yoklarına cennette erişebilmeyi istedi Allah’tan… Tahrim Sûresi’nde Âsiye annemizin duası şöyle aktarılıyor:

“Rabb’im! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’un ve onun (kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar.’’11

Bu duası ile Âsiye annemiz dünyada hasretini çektiği güzellikleri Rabbinden ahirette vermesini istemiş, cennetin hasretini kendisine hedef edinmiş. Bugün bizler de Âsiye annemizin bu duasının ışığında “mahrumiyetin aslında bir nimet olduğunu” kavrayabilirsek dünyadaki imtihanlarımıza bir teselli buluruz. Allah’ın aldıklarını mutlaka daha iyisini vermek için aldığını bilirsek O’ndan razı oluruz.  Annemizin kötü bir çevrede nasıl iyi kalarak cennet hanımefendisi olmayı başardığını anlayabilirsek konumlarımızla barışırız ve ilerlemeye başlarız. İlerledikçe de büyük işler yaparız. Biz de onun gibi Cennetin hasretini yüreğimizde taşırız.

“Onlar sadece yaşadıkları çağı aydınlatmadılar, bu ümmetin de kandilleri oldular.”

Meryem annemizden iffet ve teslimiyetin, Âsiye annemizden olgunluğun ve dirayetin ne olduğunu öğrendik. Onlar birer kandil oldular ve tüm dünyaya ışık saçtılar. Anneliğimizi nasıl güzelleştireceğimizi, kadınlığın olgunluğuna nasıl ereceğimizi, imtihanlara hangi nazar ile bakacağımızı, var ile nasıl yetineceğimizi, konumlarımızla barışarak yolumuzu nasıl yürüyeceğimizi, nasıl cennetin hasreti ile yaşayacağımızı onların güzel hayatlarından öğreniriz.  Onları örnek alabilmenin en güzel yolu da onların yolundan gitmektir. Rabb’im bizlere Meryem annemiz gibi her daim teslimiyetin hakkını verebilmeyi, Âsiye annemiz gibi Cennetin hasreti ile yaşayabilmeyi nasip etsin.

0 0 Yorumlar
Puan
Bildir
guest

0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
DOSYA
İki Kıyı Arasında...
Mehmet Kaman
Aydınlık Neslin Yol Haritası
Damla Mıdış
Annelerimizle Aydınlanalım
Hayrunnisa Duran
Cennetin Hasretiyle Yanan Kandiller
Şura Tosun
Umudu Filizlendirmek
Sinan Özyurt
RÖPÖRTAJLAR
Kur’ân’a, sünnete ve nebevî terbiyeye dönüş her dö...
Muhammed es-Sallâbî
Sirâcen Münîr; kendi karanlığını aydınlatarak başk...
Muhammed Emin Yıldırım
“Gönüllere dokunan davet, umudun ete, kemiğe bürün...
Mustafa Karaca
“Hakikat algısının aşınmasıyla çürüyen insan ve ...
Ahmet Mercan
“Reform edilmesi gereken bir şey varsa o da modern...
Recep Şentürk
SİRET-İ İNSAN
Savaşın Çocukları
Bahriye Kaman
Toplumun Kurucu Hücresi Olan Ailede Örneklik Vasfı...
Bahriye Kaman
Lider, Önder, Rehber!
Bahriye Kaman
Göçebe Ruhu
Bahriye Kaman
Nitelikler ve Roller
Bahriye Kaman
SİNEMA
Önce Karartma Sonra Aydınlanma: Sinema Ama Nasıl?...
Abdülhamit Güler
Sinema, İnsanoğlunun En Eski Umut Taşıma Aracıdır...
Abdülhamit Güler
Değişemeyen mi çürür, çürümek mi değişimdir?...
Abdülhamit Güler
Sinema Sanat Olmasaydı, Çoktan Bitmişti......
Abdülhamit Güler
Doğu Türkistan, Filistin ve Diğerleri: Sinemada Ek...
Abdülhamit Güler
GEZİ-YORUM
İslâm Rönesansı'nın Gözbebeği: Özbekistan...
Mikail Çolak
Turks ve Caicos Adaları
Mikail Çolak
Bir Mabedler Şehridir Ankara
Mikail Çolak
Doğunun Tüm Yolları Erzurum'dan Geçer...
Mikail Çolak
Mağrur Bir Tarih Ribatı Gibi Dimdik Ayaktadır Kâşg...
Mikail Çolak
SAHABİ BİYOGRAFİSİ
Dizleri Toprakla Buluşturan Acı: Hamne Bint Cahş...
Rumeysa Döğer
İyiye Talib Olmayı Öğreten Ümmü Büceyd...
Rumeysa Döğer
Dost Saliha Olandır
Rumeysa Döğer
Ya Hanzala Münafık Olmuş Olsaydı?...
Rumeysa Döğer
Leyla “A” dır
Rumeysa Döğer
NEBEVİ VARİSLER
İbn Haldun: Tecrübe ve Hikmet Derinliklerine Yolc...
Selcan Çakar
Abdülfettâh Ebû Gudde (1917–1997): Bir İlim ve Ahl...
Nazlı Çakar
Yahya İbrahim Hasan Sinvar: Filistin Davasının Bir...
Selcan Çakar
Ubey b. Kâ'b: Allah’ın Seçtiği Muallim...
Damla Mıdış
Ümmü Seleme
Hayrunnisa Duran
Scroll Up
0
Düşüncelerinizi çok isterim, lütfen yorum yapın.x