Hayatın zorluklarıyla tek başına mücadele edip güzelliklerine tek başına sevindiğin bir dünyadan artık iki kişilik hüzünler ve iki kişilik sevinçlere adım atmakmış evlilik. Artık kendini hiç yalnız hissetmemek ama yoldaşın yanında değilken bir türlü tam olamamakmış. Mesela güzel bir yemek yediğinde oda yesin istemek, güzel bir manzaraya baktığında sanki onunda gözleri değerse o manzara tam şenlenecek gibi hissetmekmiş. Bazen birine diğerlerinden daha yakın olmanın gururunu yaşamak, bazen birinin en sevdiği olduğunu hissetmenin mutluluğuyla coşmak…
Buraya kadar yazdıklarımız eş olmak üzerineydi. Bir de fıtratı bozulmamış sağlıklı bir evlilikte kadın olmak bahsi var. Kendini bir fanusun içinde değil de delinmez yıkılmaz bir koruma kalkanının içinde hissetmek. O her şeyi halleder diyebilmenin kuş tüyü hissiyatıyla başını yastığa koyabilmek bir dağa yaslanmak fiilinin emniyetli kollarına teslim olabilmek.
Bundan yıllar önce fakülte yıllarımda Uhud savaşı sonrası Rasulûllah’ın (sas) bir anına şahitlik etmiştim hadis kaynaklarında. Bu anın içinde bir annemiz vardı. Mus’ab b. Umeyr’in hanımı Hamne bint Cahş (r.anha) Hamne annemiz Efendimiz’in (sas) hanımlarından olan Zeyneb bint Cahş (r.anha) annemizin kız kardeşi olması hasebiyle Efendimiz’in (sas) baldızıdır. Mekke’den Medine’ye ilk hicret eden ve Hz. Peygamber’e (sas) biat eden kadınlardan olan Hamne, Mekkenin en yakışıklı delikanlısı Medine’nin ilk öğretmeni, Peygamberimiz’e (sas) fiziken en çok benzeyen Mus‘ab b. Umeyr (ra) ile evlendi ve ondan bir kızı oldu. Gün Uhud günüydü. Hamne annemiz Uhud’un yaralı askerlerine sağlık ve su hizmeti sunan kadınlarla birlikte oradan oraya koşturup duruyordu. Eee aslan savaşırken aslanın hanımı durur mu durmaz durmuyordu.
Savaş bittikten sonra Hamne diğer Medineli kadınlar gibi Peygamberimiz’in (sas) sıhhatli olduğu haberini alınca gönlüne serin sular serpilmişti. Fakat yoldaşı bu savaşta şehit olmuştu. Ayrıca Hz. Hamne’nin kardeşi Abdullah bin Cahş (ra) ve dayısı Hz. Hamza (ra) şehadet mertebesini kazanmıştı. Bu haberi Hamne’ye, Peygamber Efendimiz (sas) vermek istiyordu. Hamne yanına geldiğinde, “Ey Hamne, sabret ve Allah’tan sevabını bekle!” buyurdu.
Hamne (r.anha), “Kimin için sabredeyim, yâ Resûlallah?” diye sordu.
Peygamberimiz, “Dayın Hamza için.” buyurdu.
Hz. Hamne kadere teslim olmuş biriydi. “Bizler Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz. Allah ona rahmet ve mağfiret etsin, onu şehitlik sevabıyla sevindirsin ve müjdelesin!” dedi.
Peygamberimiz tekrar, “Ey Hamne, sabret ve Allah’tan sevabını bekle.” buyurdu.
Hz. Hamne, “Kimin için sabredeyim, yâ Rasûlallah?” diye sordu.
Rasûlullah (sas), “Kardeşin için.” buyurdu.
Hz. Hamne yine sabır ve metanet içerisinde, “Bizler Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz. Allah ona rahmet ve mağfiret etsin, onu şehitlik sevabıyla müjdelesin ve sevindirsin!” dedi.
Peygamberimiz yine, “Ey Hamne, sabret ve mükâfatını Allah’tan bekle!” buyurdu. Hamne (r.anha) merakla, “Kim için sabredeyim, yâ Rasûlallah?” diye sordu.
Peygamberimiz (sas), “Mus’ab b. Umeyr için.” buyurunca, şimdiye kadar sabır ve metanetini hiç bozmayan Hamne r.anha birden değişti. Yetim kalan çocuklarını düşündü. “Vay benim başıma gelenlere!” diye ağlamaya başladı.
Bunun üzerine Rasûlullah sas şöyle buyurdu:
“Hiç şüphesiz, kadının yanında kocasının ayrı bir değeri vardır. Hamne dayısının, kardeşinin ölümüne dayanabildi; fakat kocasının vefatını duyunca metanetini koruyamadı.”
İslâm Peygamberi bir kadının içinde kocasının yokluğundan doğacak acının derinliğini biliyordu. Bu yüzden Rabb’imiz Müslümanlara ölenin ardından 3 günden fazla yaz tutmayı doğru bulmamışken kocası ölen kadına dört ay on gün yas süresi tayin etmiştir. Hamne annemiz de abisini ve dayısını da çok seviyor olmasına karşın dik durmayı başarmış fakat kocasının haberini alınca dizleri toprağa değivermiştir. Rabb’im hepimizi hayırlı kul, hayırlı eş etsin ve hayırlı insanlarla karşılaştırsın.
