İslâm Rönesansı’nın merkezi dersem Özbekistan’ı tarif ederken abartmammış olurum. Doğunun ışığı güneşi derken ya da ışık doğudan yükselir derken mutlaka adından söz etmemiz gereken Semerkant, Buhara, Hive ve Taşkent Özbekistan’da. İlim, bilim ve ilahiyat kaynağını Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan Afganistan Pakistan topraklarından alır. Hitten alınan ham ilim bu topraklarda işlenir İslâmi renklerle bezenir ve görkemli bir şekilde tüm dünyaya servis edilir.
Registan Meydanı göz kamaştırırken, Hz. Osman nüshası Kur’ân-ı Kerîm’in olduğu müze sizi Asr-ı Saadet’e uğurlar “Taleal Bedru”lar eşliğinde. Afresyab’ı yerle bir ederek antik masalsı efsanevi şehir Semerkant’ı tarihten silen Cengiz Han’a kızarken, İmam Maturudi, İmam Buhari türbelerinde ilim açlığınızı giderirsiniz.
Timur’un imzasını atarak tüm dünyaya ve Türk-İslâm medeniyetine hediye ettiği gözbebeği şehir Semerkant, bütün ön yargılarınızı alıp götürür. Aksak Timur, bir anda İmparator Timur olur ve gurur duyacağınız bir Türk İslâm şahsiyetleri zincirinin altın halkalarından biri haline gelir.
Özbekistan’ı gezerken Abbasiler, Karahanlılar Gazneliler, Harzemşahlar, Timur Devleti, Şeybaniler Babürlüler tıpkı Büyük Selçuklular gibi sizin bir parçanızdır. Size ait gurur duyacağınız ne kadar büyük bir medeniyet mirasının üzerinde gezdiğinizi fark edersiniz.
Firdevsi’nin hikâyelerinde bahsettiği Afresyab eski Semerkant’tır. Antik Semerkant. Masal şehridir bir yerde. Amin Maalouf’un Semerkant kitabının açılmış ihtişama dönüşmüş şeklidir gördüğünüz şehir. Cengiz Han yerle bir etse de İslâm Rönesansı’nın başlangıç noktalarından biri Semerkant’ı yeniden dirilten Emir Timurla başlar. İmam Buhari’den önce Buhara’nın bir önemi yoktur. Harzemşahlar’ın başkenti Hive göz kamaştıran baş yapıtlarla doludur.
Registan Meydanı üç muhteşem medreseden oluşan İslâm Dünyası’nın Oxford’u ve Campridge’sidir. Kaldı ki Avrupa üniversitelerinden çok önce dünyaya ilim saçmış Doğu’nun kandillerinden çıkan ışık hâlâ dünyanızı aydınlatmaya devam etmektedir. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’a Uluğ Bey’in öğrencisi Ali Kuşçu’yu davet eder; ilim güneşi Ali Kuşçu’yu. Gökbilimci Ali Kuşçu uzay çağının en önemli merkezlerinden biri olan Uluğ Bey Uzay Üssü’nün gökbilimcisi Ali Kuşçu. “Önce Mısır’a söz verdim, oraya gideyim.” der Ali Kuşçu. Yıllarca Mısır’a hizmet eder sonra İstanbul’a gelir. Değerlidir, kıymetlidir. Yıllarca beklenir. İstanbul’a gelip astronomi ateşini yakar ve büyülü şehir İstanbul’da vefat edene kadar bilimsel çalışmalar yapar.
Amerika kıtasının Kolomb’tan altı yüzyıl önce keşfedildiği, adından bahsedildiği topraklardan bahsediyoruz. Meridyenin, enlemin, boylamın ilk kez telaffuz edildiği güneşin hareketlerinin takip edilerek dünyanın güneş etrafındaki dolaşma süresinin Avrupa’dan iki dakika farkla hesaplandığı Uluğ Bey medresesi hâlâ ilim ve bilim dünyasının gözbebeği olduğunu ispat ediyor. Avrupa bir Rönesans yapmışsa bunu İslâm Rönesansı malzemesi ile yapmıştır. Bu kompleksten kaynaklanmayan, arkasında sıkıca durduğumuz iddialı bir cümledir. Bu cümlemizi iddialı bulanlar Jack Goody’nin “Tarih Hırsızlığı” kitabını okurlarsa bir Avrupalı’nın tarihte İslâm dünyasından hangi bilgileri kendilerine mâl ettiklerini görmüş olurlar. Örneğin neden meridyenlerin başlangıcı kabul edilen “0” meridyeni İngiltere Kraliyet ailesine çok yakın olan Greenwich kasabasından geçer. Neden o meridyeninin kaynağı burasıdır ve neden hâlâ çocuklarımıza bilimsel gerçek diye öğretmekteyiz.
Kuteybe b. Müslim komutasında bu topraklara gelen Abbasi ordusunun İslâm’la bölgeyi tanıştırdığı dönemin izleri hâlâ sımsıcak. Her tarafta Sahâbe mezarları bizi karşılıyor. Kuteybe b. Müslim’in bizzat yaptırdığı Hızır Camii, Orta Asya’nın ilk camisi olarak Semerkant’ta. Peygamber Efendimiz’in (sas) amcası Hz. Abbas’ın (ra) oğlu yani Peygamberimiz’in (sas) kuzeni Kusem b. Abbas türbesi bir mıknatıs gibi sizi kendine çekmeye devam ediyor. Siz bölgenin Müslüman olması uğruna evlerinden binlerce mil uzakta nasıl ve ne uğruna yaşanılıp şehit olunduğunu en yalın ve sade biçimiyle anlatıyor. Her yer Saadet Asrı’nın ahfadının izleri ile dolu.
Açık hava müzesi tabiri Özbekistan şehirleri için yetersiz kalır. İslâm Rönesansı’nın göz kamaştıran dizi filmi içindesinizdir aslında. Gezdiğiniz yerleri bir daha gezersiniz sıkılmadan bıkmadan. İnsan otel falan istemiyor. Tilla-Kari Medresesi’nin bir odasında, Bibi Hatun Medresesi’nin bir katında, Uluğ Bey Rasathanesi’nin karşısında, İmam Maturidi türbesinin dibinde İmam Buhari türbesini gören bir yerde kıvrılıp kalası geliyor. Medeniyetin beşiğinde sürekli sallanırken hayran hayran etrafa bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz.
İpek yolunun en güçlü hattı buradan geçiyordu. Siyob Pazarı, Taşkent Çarşı Pazarı ve diğer tarihi pazarlar sizi inanılmaz bir ticari yolculuğa çıkarıyor. Özenle yapılan nakış nakış gözlerinizi kamaştıran Özbek ekmeği bir sanat eseridir. Özbek Pilavı beş kazanda yenir ve onu yemek bir İpekyolu kervanının konakladığı tarihi bir handa ziyafete dâhil olmak demektir. Üç tonluk dev kazanlarda odun ateşiyle pişen Özbek pilavının pişmesini izlemek binlerce kişilik kervanların, on binlerce kişilik orduların tarihte nasıl doyurulduğu sorunuzun da cevabıdır aslında.
İslâm’ın yeniden filizlenmeye yüz tuttuğu bu topraklarda Cuma namazlarında dev camilerde cemaatin yüze doksanının genç oluşu umut vadediyor. İslâm bu topraklara SSCB molasından sonra yeniden dönüyor. Evet bir kuşak Rus emperyalizmi elinde yok oldu. Ancak o kuşak çocuklarını torunlarını artık İslâm inanç sisteminin dingin zengin ikliminde yetiştirmeye gayret ediyor. Türkiye sevgisi ve Türkiye’ye olan aşırı muhabbet sizi o şehirlere o medeniyet mirasına çekiyor. Özbekistan’ı anlatabildim mi hayır. Yaşayarak anlamak için o diyarlar tıpkı Firdevsi’nin masallarındaki tonda sizi kendine davet ediyor. Gidip görmek ve yaşamak lazım anlatılmaz yaşanır dedikleri gerek sizi davet ediyor.
