Gençliğin dine mesafesi çoğu zaman bir reddediş değil, sahih cevap arayışının tezahürüdür. Nebevî aydınlanma, bu arayışa ışık tutarak gençliğin sancılarını ümmetin en büyük sermayesine dönüştürebilir.
Gençlik, insan ömrünün en fırtınalı dönemlerinden biridir. Delikanlılığın, kanın hızlı akışıyla birlikte getirdiği coşku, aslında sadece bedensel bir hâdise değildir; aynı zamanda varoluşsal bir sancının dışa vurumudur. Genç, bu sancıyla birlikte kendisini bulma arayışına girer. Kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum? soruları gençliğin en derin gündemidir. Bu sorulara verilecek cevaplar, hayatın anlamını ve yönünü tayin eder.
Bugünün gençliği de farklı değildir. Onlar, teknolojinin baş döndürücü hızında, küresel kültürün baskısı altında, çeşit çeşit ideolojilerin ve kimlik dayatmalarının ortasında büyüyor. Aidiyet bunalımı dediğimiz mesele, aslında bir kimlik arayışıdır; hayata mâna verme, varlığı anlamlandırma çabasıdır. Kimi zaman bu arayış dine mesafe koyma şeklinde tezahür ediyor, kimi zaman da sessiz bir sorgulama, görünmez bir iç muhasebe olarak kalıyor. Dışarıdan bakıldığında “soğuma” gibi görünen bu tavırlar, derinlerde bir arayışın, bir anlam sancısının işaretleridir.
Bu hakikati özellikle sosyal medyada görmek mümkündür. Gençlik, orada her gün yüzlerce kimlik önerisiyle karşılaşıyor: Bir gün özgürlük adına sınırsız bir bireycilik övülüyor, ertesi gün toplumsal trendler tek tip bir düşünceyi dayatıyor. Bu dalgalanmalar arasında gençler, “ben kimim?” sorusuna sahih/sağlam bir cevap bulmakta zorlanıyor. Takipçi sayısıyla değer ölçen, beğeniyle kendisini var eden bir kuşağın, kendi hakikatini kaybetmesi çok kolay oluyor.
Üniversite amfilerinde, liselerde ya da gençlik buluşmalarında ise dine dair sorular aslında hiç bitmiyor. “Niçin ibadet etmeliyim?”, “Niçin haramlardan uzak durmalıyım?”, “Allah neden bana müdahale ediyor?” gibi sorular, bazen alaycı bir tonda sorulsa da arka planda ciddi bir arayışa işaret ediyor. Bu sorulara doyurucu, hikmetli ve sahih cevaplar veril(e)mediğinde, gençlikte oluşan boşluk başka ideolojiler, popüler kültür ürünleri veya sığ haz arayışlarıyla dolduruluyor.
Aidiyetin zayıfladığı bir başka alan da aile. Günümüz gençleri, anne babalarının değer dünyasıyla kendi yaşadıkları hayat arasındaki uçurumun içinde büyüyor. Evde söylenenlerle dışarıda yaşananlar arasındaki çelişki, gencin zihninde dinî değerlerin sorgulanmasına sebep olabiliyor. Eğer bu sorgulama sağlıklı bir zeminde karşılanmazsa, “soğuma” gibi görünen bir mesafeye dönüşüyor.
Bütün bunlar gösteriyor ki gençliğin dine karşı soğuması, çoğu zaman bir reddedişten ziyade bir cevap arayışının tezahürüdür. Yani mesele, gençleri suçlamak değil, onların sancılarını doğru okumak ve o sancılarda saklı olan aydınlanma ihtimalini görebilmektir.
Hz. Peygamber’in (sas) nübüvvet yolculuğuna baktığımızda, gençliğin arayış sancısını çok iyi okuduğunu görürüz. O, gençlerin yalnızca yaşlarından kaynaklanan coşku ve heyecanlarına değil, kalplerindeki varoluşsal sorulara da kulak vermiştir. Mekke’nin karanlık günlerinde, putperestliğin gölgesinde yetişen gençler hayatlarına bir anlam arıyorlardı. Nebevî davet, işte bu arayışa sahih bir cevap olarak doğdu.
Mus‘ab b. Umeyr (ra), Mekke’nin en zengin ve itibarlı ailelerinden birinin çocuğuydu. Dünyevî imkânların en genişine sahip olmasına rağmen kalbindeki boşluğu hiçbir şey doldurmuyordu. Hz. Peygamber’in (sas) davetiyle buluştuğunda, hayatının mâna ufkunu keşfetti ve bütün imkânlarını geride bırakarak iman yolunu tercih etti. Onun hikâyesi bize şunu gösterir: Gençler çoğu zaman dünyevî imkânların değil, kalplerini doyuracak hakikatin peşindedir.
Bir başka örnek Hz. Ali’dir (ra). Daha çocuk denecek yaşta, fakat zihninde sorular, kalbinde arayış vardı. Efendimiz’in (sas) yanında yetişerek o sorularına sahih cevaplar buldu ve genç yaşında İslâm’ın en güçlü savunucularından biri oldu. Onun şahsında görüyoruz ki, gençlik çağının sorgulamaları doğru bir rehberle buluştuğunda, büyük bir adanmışlığa dönüşebilir.
Resûlullah’ın (sas) gençlere yaklaşımı sadece kabul eden değil, aynı zamanda dönüştüren bir yaklaşımdı. Mescid-i Nebevî’de ezanla alay eden bir gence kızmak ya da onu dışlamak yerine, yanına alıp eğiterek bir müezzin yetiştirdi. Zina etmek için izin isteyen genci kovmadı; sakinlikle dinledi, sonra sorular sorarak kalbini ikna etti. O gün günaha meyil taşıyan genç, Nebevî terbiyeyle iffetli bir mümin olarak yetişti.
Efendimiz (sas), gençlerle kurduğu ilişkiyi güven, değer verme ve ufuk açma üzerine bina etti. Onları küçümsemedi, suçlamadı; bilakis enerjilerini ve arayışlarını İslâm’ın hizmetine kazandırdı. Asr-ı Saâdet toplumunun öncü isimlerinin çoğu gençti. Bu hakikat bize şunu söylüyor: Gençlikteki sancılar, doğru bir rehberlikle ümmetin en büyük sermayesine dönüşebilir.
Asr-ı Saâdet’te olduğu gibi bugün de gençlerin soruları, sancıları ve arayışları var. Farklı kılıklara bürünmüş olsa da özünde aynı hakikati taşıyorlar: Hayatı anlamlandırma çabası. Efendimiz’in (sas) gençlere gösterdiği anlayış ve ufuk açıcı yaklaşım, bugünün gençliğine hitap edecek en güçlü modeldir.
Bugün bir gencin ezanla, ibadetle veya dinî sembollerle alay etmesi, aslında kalbinde iman ışığının büsbütün sönmüş olduğuna değil, çoğu zaman o ışığın doğru bir rehberlikle açığa çıkmayı beklediğine işaret eder. Nitekim Hz. Peygamber (sas) böyle bir tavırla karşılaştığında öfkeyle değil, merhametle yaklaşmış; gençliği dışlamak yerine dönüştürmüştür.
Aynı şekilde bugünün gençleri, internet ortamında ya da arkadaş meclislerinde açıkça “Ben neden haramlardan uzak durayım?”, “Neden Allah’ın koyduğu sınırlara riayet edeyim?” diye sorabiliyorlar. Bu sorular bazen meydan okuma gibi görünse de aslında ikna edilme ihtiyacının bir tezahürüdür. Eğer bu sorular hikmetle karşılanırsa, o gençler sahih bir aydınlanmaya yönelebilir.
Bugün de bu sorulara kızmak, gençleri suçlamak ya da “bozulmuş nesil” damgası vurmak hiçbir fayda getirmiyor. Aksine onların kalplerini daha da uzaklaştırıyor. Oysa onları anlamak, dinlemek ve hakikati gönüllerine sevdirmek, Nebevî mirastan bize düşen en önemli sorumluluktur.
Nebevî aydınlanma, gençliğin varoluş sancısına ve kimlik arayışına en sahih cevaptır. Çünkü Resûlullah’ın (sas) getirdiği hakikat, yalnızca bir dinî sistem değil, hayatın bütününe ışık tutan bir rehberliktir. O ışık, gençlerin kalplerinde biriken sorulara cevap verir, arayışlarını sahih bir istikamete yönlendirir. Delikanlılığın fırtınalı heyecanını ilâhî bir ufka çevirir; gençliğin enerjisini boşa savrulmaktan kurtarır.
Bugün nice genç, sosyal medyada saatlerini geçiriyor; ekrandan başını kaldırdığında ise kalbinde tarifsiz bir boşluk hissediyor. Takipçi sayısıyla değer ölçen, “trend” olmakla varlık hisseden bir genç, çoğu zaman kendi hakikatini kaybediyor. Nebevî aydınlanma tam da bu noktada devreye giriyor. Çünkü Resûlullah’ın (sas) hayatı, anlamın merkezine Allah’ı koymayı öğretiyor. Onun rehberliği, gence şunu fısıldıyor: “Sen bir tesadüfün değil, ilâhî iradenin eserisin. Hayatının gayesi, ekranlarda kaybolmak değil, yeryüzünde iyiliğin şahidi olmaktır.” Bu bakış açısı, dijital girdapta kaybolan gence yön ve ufuk kazandırır.
Bir başka örnek de uyuşturucu ve anlamsız eğlenceler içinde kaybolan gençlerde görülüyor. Kalabalıkların ortasında yalnızdırlar; kahkahalarının içinde gözyaşı gizlidir. Nebevî aydınlanma, onlara “asıl özgürlük günaha esir olmamak, asıl mutluluk Allah’a kul olmaktır” diye yol gösterir. Tıpkı zina etmek isteyen gence, Peygamber’in (sas) kalbini ikna ederek iffet yolunu açması gibi, bugün de Nebevî miras bu gençlerin kalplerinde yeni bir diriliş başlatabilir.
Bir üniversite öğrencisi, dine mesafeli bir duruş sergilese de bir Kur’ân halkasında Resûlullah’ın (sas) hayatını okuduğunda kendi sorularına cevap bulabiliyor. O zaman dinin bir yasaklar manzumesi değil, hayatı anlamlı kılan bir yolculuk olduğunu keşfediyor. Tıpkı Mus‘ab b. Umeyr’in (ra) kalbini dolduran hakikat gibi bugünün gençleri de Nebevî rehberlikle hayatlarına yeni bir ufuk bulabiliyorlar.
Gençlik, insanlığın her döneminde olduğu gibi bugün de sancılarla, sorularla ve arayışlarla yol alıyor. Dine karşı mesafe, çoğu zaman bir reddediş değil, cevap arayışının bir tezahürüdür. Bugünün gençliğini dijital bağımlılığın ve anlamsızlık girdabının içinde görsek de, kalplerinde hakikate yönelen bir kıvılcımın var olduğunu unutmamak gerekir. İşte Nebevî aydınlanma, o kıvılcımı kor ateşine çevirecek en büyük imkândır.
Hz. Peygamber’in (sas) gençlerle kurduğu ilişki bize şunu öğretiyor: Onları küçümsemek, suçlamak, dışlamak değil; anlamak, dinlemek ve ufuk göstermek gerekir. Ezanla alay eden bir gencin müezzin olması, zina etmek isteyen bir gencin iffet timsali hâline gelmesi, Mus‘ab’ın, Ali’nin, Üsâme’nin imanla dirilişi bize umut aşılıyor. Bugünün gençliği de aynı potansiyele sahiptir.
O hâlde görev bizdedir. Gençlerin sorularına kulak verecek, onların sancılarını sabırla karşılayacak, kalplerine Nebevî hakikatin ışığını ulaştıracak bir gayret içinde olmalıyız. Çünkü gençliğin arayışları, aslında yarının aydınlanmasının habercisidir. Eğer bugünün gençlerini Nebevî aydınlanmayla buluşturabilirsek, inşallah yarının dünyasını da sahih bir iman, güçlü bir kimlik ve sağlam bir aidiyet üzerine inşa etmiş oluruz.
