Menü

Rivayet edilene göre bir tufanın ardından ağzında zeytin dalıyla dönmüştür beyaz güvercin Nuh Aleyhisselam’ın avuçlarına. Tufanın son bulduğunu, bir nevi Allah’ın kullarını affettiğini simgelemiştir. Allah’ın kullarıyla barışını simgelemiştir beyaz güvercin. Ondandır evrensel oluşu. Ondandır beyaz oluşu.Tüm renkleri, farklılıkları içinde barındıran ve tüm farklılıklarıyla bir bütün olabilmeyi başaranların rengidir beyaz. Kırmızının, sarının, yeşilin, mavinin ayrı ayrı göze batmadığı el ele verebilmenin, bir olabilmenin rengi;kibirden, bencillikten kurtulabilmenin rengi; barışın rengidir. Barış beyazdır.  Bu sebeple barışa çağırmak demek aslında “hep beraber beyaz olalım” demenin bir başka adıdır. Hakkında sürekli konuştuğumuz, teoriler ürettiğimiz, toplantılar yaptığımız ama bir türlü başarıya ulaşamadığımız barış…

Evrensel barış ve dinler

Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce farklı veri tabanlarından  “evrensel barışta dinlerin rolü ve dinler arası diyalog” ile ilgili birçok makaleyi gözden geçirdim. Barışı bir türlü sağlayamamamızın en büyük sebebinin neden barışamadığımızın üzerinde durmamamız ve aslında barışın tam olarak ne demek olduğunu anlayamadığımızdan kaynaklandığını anladım. O zaman öncelikle en başta sormamız gereken soruyu soralım; Neden barışamıyoruz? Neden dünyaya ve insanlığa yön verecek yegâne kuvvetin dinler olduğunu bilmemize rağmen farklı dinlere mensup din adamlarını aynı masaya sulh ve selamet içerisinde oturtamıyoruz? Dünya, insanlık kan ağlarken neden her din, geçmiş yaraları dillendirip öteki dinleri suçlama yoluna gidiyor? Kan kaybından ölmek üzere olan bir hastanın kanını durdurmaya çalışmak yerine neden suçlunun peşine düşüyoruz? Önceliğimiz bu mu olmalı? Eğer ortak amaç barışı sağlamak ise geçmiş yaraları dillendirmek ne kadar sağlıklı bir yol?

Öncelikle her şeyi zahire indirgeyen bizler, konu din ve diyalog olduğunda da öteki ile barışa bilmek için onların bizi kabullenmesini, benimsemesini ve İslam’ı bir Müslüman gibi algılamasını bekliyoruz. Hal ve ahlakımız ile göstermemiz ve tanıtmamız gereken İslam’ı ve Müslümanlığı kuru ve soğuk cümlelerle farklı din mensuplarına kabul ettirmeye çalışıyoruz. Din adamlarının yaptıkları görüşmelerde çoğu zaman ön yargılardan kurtuluyoruz; ama ön kabulleri şart olarak sunuyoruz.

İkinci olarak dine bulaşan kirli siyaset de dinler arası barışı ve diyaloğu baltalayan göz ardı edilmemesi gereken etkenlerden biri. Her dini belli bir siyasete indirgeyen, İslam’ı Arabistan’dan, Museviliği İsrail’den, Hristiyanlığı Vatikan’dan öteye taşıyamayan zihniyet ile yapılan barış görüşmeleri de tabi ki hiçbir zaman netice vermedi, veremez de…

Üçüncü olarak dinler arası barışı sağlayamamamızın en büyük nedenlerinden bir tanesi de din mensuplarının müntesibi oldukları dinlerin ideolojilerini tam olarak kavrayamamalarından kaynaklanmaktadır. Nitekim İslâm’ın, Hristiyanlığın, Yahudiliğin, Hint ve Çin kökenli dinlerin barış ve insanlık ile ilgili sözleri benzer nitelikler taşımaktadır. Hz. İbrahim’e (as)dayanan üç ilahi dinin kutsal kitaplarında da sosyal barışı destekleyen ve emreden ibareler bulunmaktadır.

Öteki dinlere kapalı gibi görünen ve milli bir din olarak isimlendirdiğimiz Yahudiliğin kutsal kitabı Tora’da elliden fazla yerde, “garip” kelimesi kullanılmış ve garibe karşı iyi davranmak emredilmiştir.”[1]Yine Hz. İbrahim’in (as) soyundan gelen Hristiyanlıkta da sosyal barış ile ilgili çok önemli mesajlara yer verilmiştir. “Komşuları sevme[2]ve “Düşmanlarınızı sevin. Size zulmedenler için dua edin.”[3] emirleri ile karşılaşırız.

Dinimiz olan İslâm’da ise Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerde ve yaşayan vahiy olan Peygamber Efendimiz’in (sas) hayatında sosyal barışa çokça önem verildiğini müşahede etmekteyiz. Peygamber Efendimiz’in (sas) kendisine ve Müslümanlara yapılan işkence ve eziyetlere rağmen Mekkeli müşriklerle bağını koparmadığını, yine Medine’de kurulan İslam devletinde Müslümanlar gibi Yahudilerin de haklarının güvence altına alındığı bir vaka olarak önümüzde durmaktadır.

Dinler arası barışı sağlayamamamızın diğer bir sebebi ise tarih boyunca dinin toplumlara yön vermede önemli bir rol oynadığını fark eden hamaset ve kibir düşkünü diktatör yöneticilerin, kendi ideolojilerini korumada ve yaymada dini büyük bir ustalıkla kullanmaları ve kendi siyasetlerine dini alet etmeleridir. Bu sebeple dinler tarihi, günümüze kadar bir barış tarihi değil, savaş tarihi olmuştur.

Dinler arası diyaloğu ve barışı sağlayamamamıza sebebiyet veren tüm bu etkenleri düşündüğümüzde aslında bakış açımızın ve hedeflerimizin ne kadar küçük olduğunu, “Yaratılanı sev, Yaratandan ötürü”  ufkuna sahip âlimlerimizin ve din adamlarımızın bakış açılarından ve varmış oldukları seviyeden ne kadar uzakta olduğumuzu müşahede etmekteyiz. Onların, Peygamber Efendimiz’in  (sas) mirasına, dinimize nasıl sahip çıktıklarını, koruduklarını ve anladıklarını görmekteyiz.

Çünkü Peygamber Efendimiz (sas) kendisine Yahudilerin ve Hristiyanların yönelttiği soruları hiçbir zaman cevapsız bırakmamış, onları muhatap almıştır. Habeşistan’a yapılan ilk hicret de bir avuç Müslümanı Necaşi’ye göndermiş, Necaşi de Müslümanlara kol kanat germiştir. Bugün ise Peygamber Efendimiz’i (sas) anlayamayan bizler ve Necaşi’nin ufkuna yetişemeyen Hristiyanlar ön yargısız, hoşgörü içinde ötekine yaşama hakkı tanımamaktayız.

Bütün bu sebepleri değerlendirdiğimizde insanlığı kurtaracak tek çözümün barışmak olduğunu idrak etmekteyiz. Artık barışmalıyız… Çünkü barışmak demek, öteki dinin kimliğine bürünmek, yanlışlarını tasdiklemek değildir. Barış beyaz ise, beyaz olmak için gelen kırmızıyı, şartsız, ön yargısız hoşgörüyle kırmızı olarak kabul etmektir. Onu sarı olmaya yahut beraberce turuncu olmaya zorlamamaktır. O sebeple beyaz rengi çok ibretlik değil midir? Beyaz renginde hiç bir renk diğerini değiştirmez, hepsi topluca tek renk görünür, ama ayrıştıklarında kırmızı kırmızılığından, yeşil yeşilliğinden, mavi ise maviliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Çünkü barışmak demek muhatabımızı olduğu gibi kabul etmek demek

Çünkü barışmak demek kendi ideolojilerimizi karşı tarafa dikte etmemek demek

Çünkü barışmak demek insanlık adına bir olmak demek

Çünkü barışmak demek beyaz demek

Son olarak Yunus Emre’nin de dediği gibi, “ 72 Millete aynı gözle bakmayan, halka müderris olsa da ,Hakka âsidir.”[4]


[1]Aydın, Mehmet, “Dünya Barışı ve Dinler”, Türk İslam Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, XII, Sayı:23, 2017-Kış,s.12.

[2] Matta: V/43; Markos: XII/31.

[3] Matta: V/11,45,46.

[4] Şimşek, Mehmet, Dede Korkut ve Ahmet Yesevi’den Günümüze Uzanan Alevi Ozanlar,Can Yayınları, İstanbul, 1996, s. 85.

0 0 Yorumlar
Puan
Bildir
guest

0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Scroll Up
0
Düşüncelerinizi çok isterim, lütfen yorum yapın.x