Menü
Abdülaziz Tantik
Abdülaziz Tantik
Nûr’un Ontolojisi/Nûr’a Dair…
Şubat 14, 2026
Yazarın Tüm Yazıları

Nûr, sözlükte; ‘aydınlık, ışık’ anlamına gelir. Nûr kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde “İnsanların önünü aydınlatıp doğru ve gerçek olanı görmelerini, hak ile bâtılı, hayır ile şerri ayırt etmelerini sağlayan manevi ilahî ışık” manasında kullanılmıştır. Bunun karşıtı zulmettir.

“Müminlerin velisi olan Allah onları karanlıklardan Nûr’a çıkarır”  (Bakara, 2/257; Mâide, 5/16)  mealindeki âyetlerde mecazi anlamda hidayete Nûr, dalalete zulmet denilmiştir. Peygamber gönderilmesinin ve ilahî kitaplar indirilmesinin esas amacı karanlıkta kalan ve yollarını şaşıran insanlara doğru yolu göstermek için Nûr ve zulmet kavramlarına önemle vurgu yapılmıştır. “İnsanları rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, aziz ve övgüye layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için bu kitabı indirdik” âyetinde (İbrâhim, 14/1) Hakk’a giden yola Nûr, ondan sapmaya zulmet denilmiştir. Vahyin amacının hidayet olduğu böylece açıklıkla belirtilmiştir.  Esas itibarıyla hidayet eden ve yol gösteren Allah olduğundan O’nun isimlerinden biri de en-Nûr’dur.

Nûr, varlığın varlığa çıkışını sağladığı gibi varlığın kendi yolunu bulmasını ve doğru bir istikamet üzere yol yürümesini de mümkün kılan ulûhiyet olgusu içinde anlam kazanan temel bir ilahî sıfattır. Varlığın varlık sahasına çıkışının adım-adım izlenmesini sağlayan şey de bu Nûr vasfını taşıması ve Ulûhiyetin tecellisi olması bakımından bir iz ve emare taşıması sayesinde mümkün olmaktadır.

Nûr, ilahî sıfatların en önemlilerinden biridir. Çünkü birebir varlık ile ilgili, ilintili ve ilişkili bir durumu işaret eder. Varlığın her aşamasında kendi varlığını sürdürmesi ve gerekli şartların ihtiva ettiği zemini bulması için varlık açısından zorunlu bir durumu işaret eder Nûr… Varlığın çok katmanlı yapısı, varlığın çok boyutlu özelliği ve varlığın çok yönlü oluşunu garanti ederek her alanda istikamet üzere oluşunu temellendiren şey Nûr’un varlığıdır. Nûr’u aldığınızda varlığın zulmet üzere kendi yolunu şaşırmış ve dalalet üzere bir hayatı yaşama mecburiyeti doğurduğu bilinmektedir. Nûr ve zulmet insanî vasfın mükâfat ve mücazat ile ilişkili boyutunu da dikkate aldığımızda Nûr, insanı hidayete, zulmet ise insanı küfre/inkâra taşımakta olduğu görülmektedir. Vahiy bu gerçekliği bize bildirmekte ve hatırlatmaktadır.

Vahiy, insana gönderilmiş bir Nûr’dur. Vahyin iki boyutlu özelliği Nûr’un temel özelliğini de bize göstermektedir. Metluv vahiy ve gayr-i metluv vahiy tanımlaması bize Nûr’un temel özelliğini işaret etmektedir. Nasıl ki gönderilmiş, inzal olmuş vahiy insana beyyine olmakta ise yaratılmış her varlık olgusal düzlemde insana bir beyyine ve işaret olma vasfını taşımaktadır. Allah insana hem el-kitap üzerinden ve hem de yaratılmış her varlık zerresi üzerinden hitap etmektedir. Bu da bize Nûr’un inzal olmuşu ile yaratılmışı arasında bir farkın olmadığını göstermekle birlikte iki ayrı Nûr’u iki ayrı yöntem üzerinden öğrenmekle karşı karşıya kaldığımızı da göstermektedir.

“Allah yerin ve göğün Nûrudur.” (Nûr, 24/35) âyetinde belirtilen ulûhiyetin alanının genişliğini dikkate aldığımızda ve Allah’tan bağımsız bir halin, eylemin, durumun, varlığın yokluktan varlığı, oluş sürecine ve oluştan varlığa, varlıktan da varlığını idame etmeye kadar bir alan yok ise ki yoktur. O zaman Nûr, varlığın özünü inşa ettiği gibi her zeminde onun dışsallaşmasını ve varlığını geliştirmesini de mümkün kılmaktadır. O yüzden varlık kendisini Nûr üzerinden deşifre ederek kendi varlığını diğer varlıklara aşikâr kılmaktadır. “Sabır, aydınlatır” hadisi de bu düzlemde insanın bir şeyin hakikatini keşfetmesi için o hakikatin kendini izhar edişini bekleyerek/sabrederek hakikate ulaşacağını bize gösterir.

Allah Nûr olarak varlığını tesmiye ederken, insanın bu Nûr sayesinde kendi hidayetine yol bulduğu bir zeminde her varlığın ışıldamasının bu Nûr ile ilintili olduğu gerçeğini dikkate alarak düşünmesi ve meseleyi kendi derinliği ve bütünlüğü içinde anlamlandırması şarttır. Bu sadece varlık, var olma, varoluş ve varlığın idamesi süreçlerinde değil, varlığın kendi şartlarını olgunlaştırması; siyasî, sosyal, kültürel ve kişisel tercihlerinde de vazgeçilmez oluşunu dikkate almak zorunluluğu doğurur.

Nûr’un karanlığa karşılık gelmesi ve Nûr ile karanlığın zıt yapılar olarak ortaya çıkması yine Nûr’un kendi tabiatının dışına yönelmesi ve bunun yaratılışın temelini inşa eden imtihan gerçeğinin bir işareti olarak okunmasını mümkün kılmaktadır. Zulmet, Nûr’un yokluğuna delalet eder. Burada olmayan Nûr, istikametin aydınlatılmasının şartlarının yokluğuna delalet ettiğini gözlemlemekteyiz. Yani, ontik bir varoluş biçimi olarak Nûr ile varlığın idamesi ve imtihan olgusunun açığa çıkışı ile birlikte başlayan yeni süreçte hidayet kaynağı olan Nûr arasında; ontolojik Nûr ile epistemik Nûr arasındaki farkı da ayrıca gözlemlemekte yarar var. Ama bu fark, ontik bir fark değil, epistemik/bilişsel bir farktır.

‘Sabır aydınlatır’ sözü, aynı zamanda epistemik ve ontik Nûr’un kendisini açığa çıkarırken sabır ile beklemek, onun açığa çıkışını beklemek, zuhur edişini gözlemlemek ve doğru bir bakış üzerinden Nûr ile ilişki kurmaya yönelik bir yöntemi işaret eder. Bu yöntemin gücü, acele etmemekte yatmaktadır. Çünkü insan çok acelecidir. Bu aceleciliği onu hep yanlış yapmaya sevk etmektedir. Siyasi, sosyal, toplumsal her zeminde bu aceleciliğin oluşturduğu hatalar yüzünden çok canlar yanlıştır, yanmaya devam etmektedir. Gazze olgusu ve bugüne kadar süren direnişi ve sabrı ise âyet olarak insanlığa zulmün karanlığın en koyu boyutunu açık bir şekilde göstermiştir. Aydınlık olarak kendini tanıtan medeniyetin karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Bir insana düşen sorumluluk, bir şeyin kendiliğinden açığa çıkışını sağlayacak şartları hazırlayarak sabırla beklemek ve kendini izhar edene kadar acele etmeden harekete geçmemektir. Sosyal hareketlerde bu durum daha çok kendisini göstermektedir. Osmanlının yıkılışı da İslâmî hareketlerin başarılı bir şekilde kendi toplumsallıklarını inşa etmede başarısız olmaları da bu acelecilikleri ve sabırsız kalmaları yüzünden olmuştur. Tarih bu tarz aceleciliklerin nasıl yıkımlar getirdiğinin örnekleri ile doludur. Ki el-kitap olan Kur’ân da buna benzer örneklemleri sunmaktadır. Talut Kıssası, Yusuf Kıssası, Medyen halkı kıssası vesaire birçok örnek anlatılmakta ve ders çıkarılması istenmektedir.

Kısaca olup biten her şeyin insana dair bir tecrübî birikim sunması kaçınılmazdır. Önemli olan bu tecrübeyi almak ve gereğini yerine getirerek istikameti hidayet üzere kurmaktır. ‘Karanlığın en koyu zamanı aydınlığın başlangıç noktasıdır.’ Bu veciz sözü doğru bir muhakeme ile idrak ettiğimizde Nûr’un içinde bulunmadığı bir zemin ve zamanın olmadığını anlamış olacağız. Bütün mesele, bu durumun farkındalığına sahip olmak ve ona göre hareket kabiliyeti kazanmaktan geçmektedir.

Nûr, sosyal hareketlerin bel kemiğini oluşturur. İyi niyet, samimiyet, sadakat ve yol güvenliğini sağlama alma noktasında Nûr ile sahih ve sahici bir ilişki kurmanın yolu onun yöntemini doğru tespit etmek ve ona göre davranmakla ilişkilidir. İşlevselliğin önemini her zemin ve zamanda öğrenmek zorunda kalmaktayız. Niyet ile işlevsellik arasındaki derin döngüsel bağ bize nasıl bir durum ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir. İyi niyet ise, olumsal bakış üzerinden Nûr’un sürekli varlığını derinden hissederek onu yüzeye çıkarmak için gereken bir psikososyal vasattır. Samimiyet ise Nûr’un kendiliğinden açığa çıkışını sağlayacak ve onun çıkışını besleyecek bir zemindir. Sadakat ise Nûr’un hayatımızdaki sürekliliğini sağlama almakla birebir ilişkili ve ilintili bir durumu içermektedir. Yol güvenliği ise işlevselliğini sağlama almak ve hidayet üzere oluşu sürekli kılarak varlığını Nûr ile aydınlatarak yolculuğu sürdürmekle ilişkilidir. Nûr ile aşkınlık arasındaki derin bağı keşfeden insan, Nûr’un aydınlatıcılığını derinden idrak ederek onunla kurduğu ilişki ile haşyet ve takva üzere oluşunu garanti altına alır.

Ontik aydınlanmanın, epistemik/bilişsel aydınlanmaya tekabül edebilmesinin şartı ise onu toplumsal bir olguya dönüştürmek ve bu alanda Nûr’un iktidarını belirgin kılarak her şeyi onun aydınlatıcı rolü üzerine bina ederek tasarımlamaktan geçer. Vahiy, bize epistemik/bilgi düzlemindeki Nûr’un nasıl eylemsel bir zemine taşınacağını bildirir ve nübüvvet ise bu bilginin eylem düzeyindeki karşılığını öğretir.

Varlığın melek ve şeytan boyutluluğu sürekli bir gel-gitlerin varlığını zorunlu kılmaktadır. Nûr ve zulmet arasındaki derin irtibatın varlığı da burada gizlenmektedir. Şeytan, yaratılmış bir varlık olarak Nûr’un gölgesi; ışık ve hava karışımı iken melek ise saf Nûr’dan yaratılmışlardır. Yeryüzünde ise Nûr birden fazla elemente dönüşerek varlığın oluşunu sağlarken, insana fücur ve takvanın verili olarak sunulması da insanın teklife muhatap oluşunu ve kendisine ilahî Nûr’un yüklediği amacı da göstermiş olduğunu idrak etmeliyiz…

Her peygamber, gönderildiği kavme bir Nûr ile gönderilmiştir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya yönelik bir eylemliliği yapmaya gelmiştir. O yüzden peygamberlerine tabi olan kavmi Allah her türlü beladan korumayı uhdesine almış ve çoğu kez onları yeryüzünde iktidar da yapmıştır. Bazı örneklerde ise onları kendi katında ağırlamayı tercih ettiği olaylar da var: örnek; Ashâb-ı uhdud/ateşin arkadaşları… Bazen de Talut kıssasında olduğu gibi azınlık iken çoğunluğa galebe gelmesi sağlanmıştır. Burada asli hüviyet, Allah ile bağının güçlü oluşu ve her halükarda Allah’a güvenmeyi/tevekkül etmeyi sürdürmektir.

Asıl temel soru ise son peygamber geldi ve gitti. Yeni bir peygamber gelmediği bize bildirilmiştir. O zaman biz kendi aydınlanmamızı nasıl sağlayacağız. İşte bu noktada bize vahiy ve yaşadığımız tarihsel sürecin sağladığı tecrübe katkı sunacaktır. Bu noktada da ilim sahibi, ilmi ile amil insanların peygamber örnekliğini sürdürme işlevselliğini dikkate alarak yol almaya çalışmak elzem olmaktadır. Burada en temel nokta ise; ilim, eylem ve iman amel bütünlüğünü sağlayacak örnekliklerin tezahürüdür.

Peygamber varisi olarak ilim adamlarının öncülüğünde bu meselenin konuşulması, müzakere edilmesi, derinlemesine ele alınması, tefekküre konu edinilmesi elzemdir. Çünkü bir şeyin açığa çıkmasını sağlamak, açığa çıktığı noktaya kadar sabırla bekleyerek öyle harekete geçmeyi zorunlu kılmaktadır. Vahyin bizi sürekli sabra davet etmesi ve sabreden bir topluluğa yapılan vurgunun önemini bir kez daha derinlemesine idrak edebilmeyi sağlamak şarttır.

Bir yöntem olarak varlığın açığa çıkışını sağlayacak olan şeyin kendisinin çok katmanlı yapısı karşısında ve çok katmanlı boyutu içinde derin bir tefekküre ihtiyaç olduğu bedihidir. Bu yöntem ise ele alınacak şeyin hem kendi içsel seyrini ve dışsal seyrini kendi bütünlüğü içinde idrak etmeye yöneltecek bir usule ulaşmak zorundadır. Bu yöntemin ilk tercihi, aceleci olmamaktır. İkinci tercihi, sabır üzere olmak, sabırla kuşanmak ve her aşamayı sabırla bekleyerek doğru zamanda doğru hareket kabiliyeti kazanmaktır. Üçüncü tercihi ise, sunulan her olay, olgu ve bilgiye balıklama dalmamak ve üzerine derin bir tefekkür gerçekleştirmekle birlikte öne sürülen olgu, kelime ve kavramı derinliğine düşünmek ve ona göre harekete geçmektir. Dördüncü tercih ise, kavram ile olgu, hareket ile davranış kalıpları arasındaki korelâsyonu doğru idrak etmek ve ona göre harekete geçmeyi başarmaktır. Beşinci tercih ise, her olgunun ve bilginin kendi bütünselliği olduğu kadar birbiri ile ilişkisinin ürettiği bir bütünselliğin varlığını da gözden kaçırmama üzerine kurulu olmalıdır. Altıncısı ise, her olay, olgu, kelime, kavram, bilgi veya tecrübenin parça ve bütün olma özellikleri ile bu ikilemin aynı zeminde oluşturduğu bütünlüğü de dikkate alarak yaklaşabilmek olmalıdır. Yedincisi ise, her olgu, olay, durum, bilgi ve türevlerinin tümünün bütünlüğün kendi otantik yapısı içinde zayıf ile güçlü olduğu zeminleri ve bu zaaf ile gücün otantik ilişkisini doğru kurarak zaafı güçlü kılacak hamleyi doğru zaman ve zeminde yapabilmektir. Sekizincisi ise iradenin varlığını, bu iradenin ikilem ürettiği zeminlerde açığa çıkan durumun özelliğini, ilahî irade ile beşerî irade arasındaki gerilimin varlığının sebepleri ile bunu çözüme kavuşturacak Nûr’un varlığının bu düzlemde nasıl inşa edileceğini dikkate alan bir bakış ile meseleye yaklaşmaktır. Dokuzuncusu ise, her olan bitenin ilahî irade ve inayet ile birebir ilintili olduğu gerçeğini dikkate alarak hareket edebilme iradesine sahip olmaktır. Onuncusu ise, insanın yapabileceği her şeyi yaparak kendi üzerine düşen sorumluluğu bihakkın yerine getirdiğine inandığı andan itibaren sonucu ilahî iradeye bırakarak bu alanda Nûr’un tecellisini beklemeye başlamasıdır.

Bir sosyal hareketi bu zeminde doğru koordinatları ile birlikte kurarak hayata geçirmek Nûr’un hayata geçirilmesini sağlamakla eşdeğer bir işleve sahip olabileceğini söylemek yanlış olmasa gerek! Hayatının her anında Nûr’un içinde yaşadığının bilincinde olan kişi, yaptığı her işi ilahî rıza ile ilintili bir şekilde yapan ve buna iman eden kişi, Nûr’un anda tezahürünü sağlayarak Nûrun iktidar alanlarını genişletmeye başladığını anlaması esasa taalluk eder. Son peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) nasıl ki ümmi, fakir, yetim ve kimsesiz olarak hayata atıldığı hâlde, sürekli dede, amca sorumluluğunda hayatını idame ederken, nübüvvet ile başladığı süreçte, vahiy alarak Nûrlandığı her zeminde, Nûr’u hayatın nirengi noktası kıldığı ve bütün bir dünyayı bu Nûr ile aydınlattığı gibi… Bugün de o nebi-i zişanı örnek alan âlimler aynı süreçleri ve Nûrlandırmayı başarabilirler. Hepimizin hayatında buna örnek olacak şahsiyetler vardır ve var olmaya devam edecekler. Önemli olan bu şahsiyetlerden biri olma iradesine ve çabasına sahip olabilmektir.

0 0 Yorumlar
Puan
Bildir
guest

0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
DOSYA
İki Kıyı Arasında...
Mehmet Kaman
Aydınlık Neslin Yol Haritası
Damla Mıdış
Annelerimizle Aydınlanalım
Hayrunnisa Duran
Cennetin Hasretiyle Yanan Kandiller
Şura Tosun
Umudu Filizlendirmek
Sinan Özyurt
RÖPÖRTAJLAR
Kur’ân’a, sünnete ve nebevî terbiyeye dönüş her dö...
Muhammed es-Sallâbî
Sirâcen Münîr; kendi karanlığını aydınlatarak başk...
Muhammed Emin Yıldırım
“Gönüllere dokunan davet, umudun ete, kemiğe bürün...
Mustafa Karaca
“Hakikat algısının aşınmasıyla çürüyen insan ve ...
Ahmet Mercan
“Reform edilmesi gereken bir şey varsa o da modern...
Recep Şentürk
SİRET-İ İNSAN
Savaşın Çocukları
Bahriye Kaman
Toplumun Kurucu Hücresi Olan Ailede Örneklik Vasfı...
Bahriye Kaman
Lider, Önder, Rehber!
Bahriye Kaman
Göçebe Ruhu
Bahriye Kaman
Nitelikler ve Roller
Bahriye Kaman
SİNEMA
Önce Karartma Sonra Aydınlanma: Sinema Ama Nasıl?...
Abdülhamit Güler
Sinema, İnsanoğlunun En Eski Umut Taşıma Aracıdır...
Abdülhamit Güler
Değişemeyen mi çürür, çürümek mi değişimdir?...
Abdülhamit Güler
Sinema Sanat Olmasaydı, Çoktan Bitmişti......
Abdülhamit Güler
Doğu Türkistan, Filistin ve Diğerleri: Sinemada Ek...
Abdülhamit Güler
GEZİ-YORUM
İslâm Rönesansı'nın Gözbebeği: Özbekistan...
Mikail Çolak
Turks ve Caicos Adaları
Mikail Çolak
Bir Mabedler Şehridir Ankara
Mikail Çolak
Doğunun Tüm Yolları Erzurum'dan Geçer...
Mikail Çolak
Mağrur Bir Tarih Ribatı Gibi Dimdik Ayaktadır Kâşg...
Mikail Çolak
SAHABİ BİYOGRAFİSİ
Dizleri Toprakla Buluşturan Acı: Hamne Bint Cahş...
Rumeysa Döğer
İyiye Talib Olmayı Öğreten Ümmü Büceyd...
Rumeysa Döğer
Dost Saliha Olandır
Rumeysa Döğer
Ya Hanzala Münafık Olmuş Olsaydı?...
Rumeysa Döğer
Leyla “A” dır
Rumeysa Döğer
NEBEVİ VARİSLER
İbn Haldun: Tecrübe ve Hikmet Derinliklerine Yolc...
Selcan Çakar
Abdülfettâh Ebû Gudde (1917–1997): Bir İlim ve Ahl...
Nazlı Çakar
Yahya İbrahim Hasan Sinvar: Filistin Davasının Bir...
Selcan Çakar
Ubey b. Kâ'b: Allah’ın Seçtiği Muallim...
Damla Mıdış
Ümmü Seleme
Hayrunnisa Duran
Scroll Up
0
Düşüncelerinizi çok isterim, lütfen yorum yapın.x