Menü
Süleyman Uludağ
Süleyman Uludağ
Kavramsal Olarak Sâlih Amel
Eylül 25, 2023
Yazarın Tüm Yazıları

Salâh, sulh, ıslah ve maslahat kelimeleri de aynı kökten gelir. Salâh uygunluk, düzgün ve kullanışlı olmak; sulh barış, maslahat ise bir şeyin hayırlı ve yararlı olmasını sağlayan iş ve eylemdir. Maslahat özel olduğu gibi (kamu yararı gibi) genel de olabilir. Salâhın zıttı fesâd, sulhun zıttı husumet ve harp, ıslahın zıttı ise ifsâdtır.

Kur’ân’da sâlih kelimesinin çoğulu genellikle sâlihat şeklinde geçer. Dindar, uyumlu ve geçimli kadın anlamına gelen sâliha kelimesinin çoğulu da sâlihattır. (Nisâ 4/34)

İslâm’da imandan sonra en önemli şey ameldir. Geniş anlamda amel; bir müminin olumlu ya da olumsuz, sevap ya da günah bütün işlerini, eylemlerini, davranışlarını, durumlarını ve duruşlarını kapsar. Amelin içi güzel, faydalı, hayırlı ve sevap olanları olduğu gibi kötü, çirkin, zararlı, şerli ve günah olanları da vardır. Bunlardan ilkine sâlih amel, ikincisine sâlih olmayan, uygun ve düzgün olmayan amel denir.

Amel-i sâlih meşru, makul ve düzgün ameller olup dünyada ve ahirette işe yarar, iki cihanda da faydası dokunan hayırlı ve sevap işlerdir. Bu tür işlerin dünya ile ilgili kısmı kadar hatta bundan daha önemli olan ahiret boyutudur. İslâm’da amellerin boyutu ahiret boyutundan asla soyutlanamaz. Şu anlamdaki ahirette işe yarayan ve olumlu bir karşılığı bulunan bir amel dünyada da işe yarar, faydalı olur. Ahirette zararı olan bir amel dünyada da işe yaramaz işe yaradığı gibi görünse de işe yaramadığı er geç ortaya çıkar.

Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadis-i şeriflerde sâlih amel; uygun, düzgün, işe yarar haller ve hareketler teşvik edilmiş, dünya ve ahirette kendilerine ödüller vaâd edilmiştir. Bir amel ya farzdır doğru konuşmak gibi ya da haramdır yalan söz söylemek gibi. Bunlar dinimizin esasını teşkil eder. Yapılması farz olmamakla beraber yapılması tavsiye edilen ameller olduğu gibi yapılması haram olmamakla birlikte terkedilmesi tavsiye edilen ameller de vardır. Sünnetler ve mekruhlar bu kısma girer. Mubah ameller konusunda müminler irade ve tercihlerine göre hareket etmede serbest bırakılmış olmakla birlikte onlara ifrat ve tefritten kaçınarak itidal yolunu tutmaları tavsiye edilmiştir.

Bahsedilen husus göz önünde bulundurularak bütün farzlar, vacipler, menduplar, sünnetler, ibadetler, güzel huylar ve ahlâkî davranışlar sâlih amellerdir. Ancak bu amellerin sâlih olma niteliği haiz olmaları için ihlaslı olmaları, riya ve gösteriş için olmamaları şarttır. Bahsedilen amellerin gaflet hali içinde îfâ edilmemeleri bu amelleri geçersiz kılmaz ama sevabını ve faziletini azaltır, bur tür amellerden beklenen olumlu sonuçlara ulaşmayı zorlaştırır. Onun için amellerin bilinçli bir şekilde ihlasla îfâ edilmesi gerekir. Haramlar ve mekruhlar ise gayri sâlih ameller olup terk edilmeleri gereken davranış şekilleridir.

Mübah Ameller

Mübah, yapılması veya yapılmaması sevap ya da günah olmayan ameller, fiiller, eylemler ve davranışlardır. Bu alanın sağ tarafında farzlar ve sünnetler (menduplar ve nâfileler) sahası, sol tarafında haramlar ve mekruhlar (yasaklalar ve günahlar) sahası vardır. Genel olarak ihtiyatın esas alınarak günah alanından uzak, sevap alanına yakın durulması tavsiye edilir.

Yüce Allah tabiattaki su ve hava gibi cansız maddeleri, ağaçları, bitkileri, hayvanları ve canlıları insanlar için yaratmıştır. (Bakara 2/29) Tabiattaki her şey Allah Teâlâ’nın kurallarına bir ihsânı, bir ikramı ve bir nimetidir. Bu nimetleri saymak isterseniz sayılmayacak kadar çoktur. (İbrâhim 14/34) Allah’ın kuralları için yarattığı süsü, hoş ve nefis rızkı kim haram kılabilir? (A’râf 7/32) Hakkın verdiği rızıktan yiyiniz. (Mülk 67/15) Mevlâ ikram ve ihsan sahibidir, rezzâktır, herkese rızkını verir.

Allah Teâlâ yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz zira Allah israf edenleri sevmez buyuruyor. (En’âm 6/141) Yani mubahın da bir haddi, bir hududu, bir ölçüsü var ve bu hududun aşılmaması lazımdır. Yüce Yaratıcının yarattığı her şeyde aslolan bunların mubah ve helal olmasıdır; haramlar ve mekruhlar mubahların istisnasıdır, cüz’î bir kısmıdır. Yasaklanan ve haram kılınan her şeyin yasaklanışında ve haram kılınmasında da birtakım hikmetler, sebepler ve gerekçeler vardır.

Sâlih amel; dünya ve ahirette insanın işine yarayan ona sevap ve itibar kazandıran ve derecesini yükselten hal, hareket, davranış ve eylemler olup farzları, vacipleri, müekked sünnetleri, nafile ibadetleri, iyi huy ve güzel ahlâkı kapsamakla beraber daha çok birey-toplum ilişkilerinde insana yakışan, yaraşan, onun şerefini ve faziletini artıran insanî davranışları ifade eder. Mekârim-i ahlâk, mehâsin-i ahlâk, ahlâk-i hamîde denilen iyi, güzel ve akl-ı selîmin takdir ettiği bu ahlâkın bu hususta ayrı bir yeri vardır ve amel-i sâlihin kamusal ve ortak kullanım alanlarıyla ilgili önemli bir tarafı daha vardır. Yol, cadde, sokak, meydan, park, mesire, piknik yeri, orman, pınar, çeşme, su kaynakları, çaylar, nehirler, şelaleler, barajlar, göletler, deniz sahilleri, denizler, yayla, ziyaretgâhlar hatta hava tüm insanların faydalandıkları ortak kullanım alanlarıdır. Bu mekanları temiz tutmak herkesin yararına, kirletmek ise herkesin zararınadır. Kamu yararına olan şeyleri arttırmak ve geliştirmek, kamu zararına olan hususları ortadan kaldırmak, bu mümkün olmazsa en aza indirmek İslâm’ın hedefidir. Müminin gayesi de bu olmalıdır. Bahsedilen iş ve eylemlerin tamamı amel-i sâlihtir.

Sâlih olan ve olmayan kavramları ifade etmek için çeşitli kelimeler ve terimler kullanılır. Bunlardan bazıları: Hasene-Seyyie, Taât-Mâsiyet, Hayır-Şer, Sevap-Vebâl, Mendub-Mekruh, Helal-Haram, Mar’ûf-Münker, Salah-Fesâd, Sâlih-Fâsid, Sulh-Fesâd, Islah-İfsâd… Bütün bunlar sâlih olan veya olmayan amelleri ifade etmek için kullanılan terimlerdir. Bunlar aynı kuramın farklı isimleridir.

Amellerin İki Türü

Amellerin bir kısmı insanın beden ve organlarıyla yaptığı işler ve eylemlerdir. Bunlara “A’mâl-i Cevârih” (beden ve bedendeki organlarla yapılan) işler ve eylemler adı verilir. Mesela abdest alma, tekbir getirme, kıraat, kıyam, rükû, secde ve son tahiyyatta oturma farzdır. Gözle görülen ve kulakla işitilen ameller olmaları itibariyle bunlara zâhirî (objektif) ameller denir. Bunların hükmü farzdır. Zâhirî amellerden, hükmü vacip ve mendup olanlar da vardır. Zâhirî amellerin aldıkları hükümlere “Ahkâm-ı Zâhire” (objektik hükümler) adı verilir.

Amellerin diğer bir kısmı insanın kalbiyle yaptığı iş ve eylemlerle ilgilidir. Bunlara “Amâl-i Kulûb” (kalbin amelleri, gönlün halleri) denir. Mesela namazdaki niyet, ihlas, huşû, kulluk bilinci de aynı şekilde farzdır. Gözle görülmeyen ve kulakla işitilmeyen ameller olmaları itibariyle bu amellere “Bâtinî” (sübjektif) ameller de denir.

Bâtinî amellerin aldıkları hükümlere “Ahkâm-ı Bâtına” (sübjektif hükümler) adı da verilir. Zâhirî ameller de onların zâhirî hükümleri de çok önemli olmakla beraber bâtınî ameller ve bunların bâtinî hükümleri çok daha önemli ve değerlidir. İman kalbin tasdiki olup bu tasdik kalbin amelidir. Namazda niyet kalbin ameli olup namazdaki bütün farzların, vaciplerin, sünnetlerin ve müstehabların temelidir. Namazdaki bütün zâhirî ameller değerini niyetten alır. Bütün zâhirî muamelelerde, ibadetlerde ve ahlâk kurallarına uymada durum budur. Onun için bir hadiste; amellerin değeri niyetlere göredir, niyet ne ise ele geçecek olan da odur buyurulmuştur. Zâhir beden, bâtın ruh gibi zâhir lafız, bâtın mana gibidir. Her ikisi de vazgeçilmez olmakla birlikte namazdaki bâtinî ve manevi boyutun zâhirî ve görünür boyuttan daha önemli olduğu konusunda ulemanın ittifakı vardır. Tüm ibadet, taat, ahlâk ve eylemlerde bu kural geçerlidir. Önce iyi niyet ve ihlas. Burada bu meseleden bahsetmemizin sebebi amel-i sâlihin zâhirî ameller ve onlara ilişkin zâhirî hükümlerden ibaret olamayıp bâtinî ameller ve bu amellere ilişkin bâtinî hükümleri de kapsadığı hususuna dikkat çekmektedir. İslâm’da zararı kurtarmak çıkar yol değildir. Dinimizde gönül halleri dediğimiz maneviyatın ve ruhaniyetin ayrı bir yeri vardır.

Niyetin Dönüştürücü İşlevi

Niyetin zâhirî amelleri ve onlara ilişkin hükümleri dönüştürücü ve değiştirici bir işlevi vardır. İyi niyetle yapılan ve zâhirî amel ve hükümlerle çelişmeyen her amel, hal ve hareket iyidir. Buna karşı samimi ve iyi bir niyete dayanmayan zâhirî amellerin hiçbir değeri yoktur.

Bir ameli adet olmaktan çıkarıp ibadet haline getiren niyettir. Huşu ile kılınan namaz insanı kurtuluşa erdirir. Ne mutlu namazı böyle kılanlara! Namaz vardır insanı hüsrana götürür; yazıklar olsun namazı böyle kılanlara!

Hüsnü niyet dediğimiz samimi ve iyi niyet ne kadar iyi ve faydalı ise sû-i niyet denilen kötü niyette o kadar çirkin ve zararlıdır. Meşrû ve mubah eylemler ve davranışlar, durumlar ve duruşlar yapılan niyete ve güdülen maksada göre anlam ve değer kazanır, sevap getiren taat ve hayırlı işlere dönüşür. Sevaba, hayra ve hasenata dönüşen bu tür ameller amel-i sâlihtir; güzel, iyi, faydalı ve değerli işlerdir. Sâlih amelin geniş anlamı içinde bu tür iş ve eylemlerin müstesna bir yeri vardır. (Ebû Tâlib, Mekkî, II, 313)

Allah Resûl’ü (sas) buyurur:

“Yolda bulunan ve yolculara eziyet veren çer, çöp, taş-çakıl gibi şeyleri yoldan kaldırmak imanın en aşağı mertebesidir.” (Müslim, “İman” 58/54) Yolcuların ayağına takılan ve onları rahatsız eden bir şeyi yoldan kaldırmak amel-i sâlihtir, sevaptır; böyle bir şeyi yola atmak ise sâlih olmayan bir eylemdir. Müminin iyi niyeti, mübah işleri, davranışları, halleri ve tavırları taata ve sadakaya dönüştürür, ecir ve sevap almaya vesile olur.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle dua etmemiz istenir:

1- Rabbimiz! Günahlarımızı affet, kötülüklerimizin üstünü ört, ruhumuz sâlih amel sahibi olanlarla birlikte al. (Âl-i İmrân 3/193)

2- Amel-i sâlihe, iyi ve güzel işlere farklı isimler verilmiştir. Bunlardan biri sadakadır, bu amel sadaka gibi sevap kazandırır, bu sevap sâlih amelin getirisi ve ürünüdür. Hadiste şöyle buyurulur:

“Yediğin yemek senin için sadakadır, çocuklarına yedirdiğin yemek senin için sadakadır, işçine yedirdiğin yemek senin sadakandır, eşine yedirdiğin yemek sadakandır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/131,133,5/178) İnsanın ihtiyaç duyduğu kendisi, eşi, evladı ve işçisiyle ilgili olan gıdayı helal yoldan temin etmek için çalışması amel-i sâlihtir. Diğer tabii ihtiyaçlar da böyledir.

3- Selam vermek ve almak sâlih ameldir.

4- Her tesbih, her tekbir, her tahmîd, her tehlil, (Sübhanallah, Allahüekber, Elhamdülillâh, Lâ ilâhe illallah) demek sadakadır; iyi olanı emretmek sadakadır, kötü olanı engellemek sadakadır.

5- Allah Resûlü (sas); “Her Müslümanın sadaka sevabı alması lazım”, deyince sahâbe sordu:

-Ya verecek bir şeyi yoksa?

Allah Resûlü’nün (sas) cevabı:

-Çalışır, çabalar, kazanır, kendisi de faydalanır, sadaka verir.

-Peki çalışma gücü yoksa?

-Zorluk çeken ve sıkıntı içinde kıvranan birine yardımcı olur.

-Buna da gücü yetmezse?

-İyi ve hayırlı olanı emir ve tavsiye eder.

-Bunu da yapamazsa?

-Bu takdirde kendini kötülüklerden uzak tutar ki bu da bir sadakadır.” (Müslim, “Zekât”, 55; Buhârî, “Müsâkât”, 7, 8, 10, 12)

Burada ortaya konan mazeretler silsilesi mazeret oluşturmaz, ameli sâlihin birçok yolu vardır, biri olmazsa diğeri devreye sokulur ve bu durum herhangi bir zorluğa da sebep olmaz.

6- Diğer bir hadiste; “İki kişi arasında adaletle hükmetmek sadakadır; merkebe yük yükleyen kişiye veya bineğine binmek isteyen birine yardımcı olmak sadakadır. Güzel bir kelimeyle muhatabını memnun etmen sadakadır; camiye gitmek için attığın her adım bir sadakadır; yolda yürüyenlere eziyet veren bir şeyi kaldırman bir sadakadır.” (Müslim, “Zekât”, 56)

7- “Bir Müslümanın diktiği her fidan, her fide bir sadakadır.” (Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Müsâkât”, 1-7; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 391)

8- Allah Resûlü (sas) şöyle buyurdu: “Yapılan bir iyiliği küçük görmeyin, bu iyilik din kardeşini tebessümle karşılama bile olsa.” (Müslim, “Birr”, 144)

9- Allah Resûlü’ne (sas) sordular: “Sâlih ve hayırlı işler yapan bu yüzden övülen bir kişi hakkında ne buyurursunuz?” Allah Resûl’ü şöyle buyurdu: “Allah’ın rızasını kazanma hususunda mümine peşin verilen bir müjdedir.” (Müslim, “Birr”, 166) Mümin o sâlih amelin karşılığında dünyada da alır ama esas ödülü ahirette alır.

10- “Kovadaki suyunu din kardeşinle paylaşman sadakadır.” (Tirmizî, “Birr”, 36) Hediyeleşmek, ikramda bulunmak ameli sâlihtir. Aç veya susamış bir hayvana yiyecek ve su vermek veya eziyet çeken bir hayvanı bu durumdan kurtarmak sadakadır, sâlih ameldir.

Sâlih Amel Sahibi Olanlara Vaadedilen Ödüller

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden sâlih amel sahiplerinin ecir ve sevapları Rableri katındadır.” (Bakara 2/62)

“Erkek veya kadın olsun, sâlih amel sahibi olanları biz hoş bir hayatla yaşatırız.” (Nahl 16/92)

“Rabbiyle buluşma emeli olanlar sâlih amel işlesin.” (Kehf 18/119)

“Ey Resûl! Temiz gıda al ve sâlih amel işle.” (Mü’minûn 23/51)

“Kim sâlih amel sahibi olursa lehine, kim kötü amel sahibi olursa aleyhinedir.” (Fussilet 41/46)

“Rabbinin katında olan bâki ve sâlih amellerin emel edilmesi ve sevap kazandırması bakımından daha hayırlıdır.” (Kehf 18/48; Meryem 19/76)

“İman edip sâlih amel sahibi olanlar var ya işte biz o güzel iş yapanların ecir ve sevaplarını zayi etmeyiz.” (Kehf 18/2)

“Hoş kelime (Lâ ilâhe illallah) sâlih ameli yukarı çıkarır, sâlih amel onu yükseltir.” (Fâtır, 35/10)

“Sâlih amel sahibi mümin olmak ne saâdet! Onların sonu güzel olacak.” (Ra’d 13/29, Hûd 11/11, 23)

Rabbimiz, iyi işler yapmak için bize böyle şeyler vadediyor; bizi iyi olmaya ve iyi huy sahibi olmaya heveslendiriyor. Şüphe yok ki o verdiği sözden caymaz.

Prof. Dr. Süleyman Uludağ

Kaynakça

1. Hâris el-Muhâsibî, Bed’ü men enâbe ileyhi (el vesaya), 5, 113-129, Beyrut, 1986

2. Fi’amalu’l-Kulüb ve’c-Cevarih, Beyrut, 1969

3. Muhammed es-Serrâc et-Tûsî, 3-22, 44-43, Kahire, 1960

4. Ebû Tâlib el-‘Mekki, Kutu’l-Kulub, I. 68/73, II. 303-338, Kahire, 1961

5. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, 348, 284, Kahire, 1961

6. Âsım Efendi, Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi, 921, İstanbul, 1304

7. Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, 11-24, Tahran, 1974

8. Gazâlî, İhyâü Ulûmi’d-Din, 279, Kahire, 1939

9. Gazâlî, Mizanü’l Amel, 227-233, Kahire, 1964

10. Sühveverdî, Avarifu’l-Mearif, 371– 403, Beyrut, 1966

11. İzzeddin Mahmud b. Ali Kaşani, Misbahu’l-Hidâye, 199-237, Tahran, 1389

12. İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiye, 2, 33, Kahire, 1293

13. Maverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Din, s. 84-87, Kahire, 1973

0 0 Yorumlar
Puan
Bildir
guest

0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
DOSYA
Hz. Peygamber’in ﷺ Dünyasında Cihad ve Savaş...
Ahmet Özel
En Faziletli ve En Hayırlı Amel Cihad...
Muhammed Emin Yıldırım
Filistin Direnişinde Öncülük ve Önderler...
Hamza Türkmen
Kudüs Davası Bilincimiz ve Aksa Tufanı’nın Değerle...
Maruf Çelik
Aksa Tufanı’nın Geleceği Dönüştürme Etkisi…...
Abdülaziz Tantik
RÖPÖRTAJLAR
“Dünyaların değiştiremediği insanlar ancak dünyala...
Muhammed Emin Yıldırım
“Müslümanın dünyayla ilişkisi tedbir ve temkin ili...
Kasım Küçükalp
... her nimetin bir külfeti var. Gülü seven dikeni...
Ali Osman Öncel
“Resûlullah (sas) ile meşgul olmak, Resûlullah’ı (...
Mustafa Fayda
“Peygamberler dünyayı yaşanır hale getirmek için g...
Mustafa Ağırman
SİRET-İ İNSAN
Savaşın Çocukları
Bahriye Kaman
Toplumun Kurucu Hücresi Olan Ailede Örneklik Vasfı...
Bahriye Kaman
Lider, Önder, Rehber!
Bahriye Kaman
Göçebe Ruhu
Bahriye Kaman
Nitelikler ve Roller
Bahriye Kaman
SİNEMA
Bu Film, Böyle Devam Edemez!
Abdülhamit Güler
Göstermenin Mesuliyetinde Sinemanın Örnekliği...
Abdülhamit Güler
Perdedeki Kimin Afeti, Felaketi, Kıyameti!...
Abdülhamit Güler
Türk Sinemasında Neden Hz. Muhammed (sas) Filmi Yo...
Abdülhamit Güler
İnsanın Göç Meselesi: GÖÇ
Abdülhamit Güler
GEZİ-YORUM
Vakur ve Mahzun Bir Efsanedir: Kudüs...
Mikail Çolak
Habib-i Neccâr’ın Gözyaşları
Mikail Çolak
Avrupa’nın Ortasında Var Edilen Güçlü Bir İnanç İk...
Mikail Çolak
İnsan Göç Eyler
Mikail Çolak
Tarihe Tıp Notu: Daruşşifalar
Mikail Çolak
SAHABİ BİYOGRAFİSİ
Afrâ bint Ubeyd Yüzlü Kadınların Zamanından…...
Rumeysa Döğer
Bütün Şehit Annelerine: Sümeyra Bint Ubeyd Teselli...
Rumeysa Döğer
Ensârî Bir Muhacir: Zekvân b. Abdükays...
Miraç Okutan
İki Hicret Sahibi: Ca’fer b. Ebû Tâlib...
Miraç Okutan
Gönüllerinde Şifayı Taşıyanlar...
Rumeysa Döğer
NEBEVİ VARİSLER
Ömer b. Abdülaziz
Kevser Özdağ
AYETLERLE KONUŞAN ADAM
Sümeyye Çiftçi
Yollarına Mısraların Döküldüğü İnsan...
Sümeyye Çiftçi
Adaletin Sembolü Kâdî Şüreyh (ra)...
Necmeddin Beytullah Ünnü
Scroll Up
0
Düşüncelerinizi çok isterim, lütfen yorum yapın.x