Menü
Kasım Küçükalp
Kasım Küçükalp
Klasikten, Moderne ve Çağdaş Zamanlara “Eğitimin Ontolojik ve Epistemolojik Ufkunun Dönüşümü” Üzerine Bir Deneme
Eylül 25, 2023
Yazarın Tüm Yazıları

Eğitim felsefesi bağlamında değerlendirildiğinde, eğitimin içerik ve formunun, benimsenen varlık ve hakikat anlayışıyla özsel bir bağlantı içerisinde şekillendiğini söylemek mümkündür. Söz konusu tespite bağlı olarak, Batı düşüncesi geleneği boyunca eğitimin nasıl şekillendiği meselesi de klasik, modern ve postmodern/çağdaş varlık ve hakikat anlayışlarıyla bağlantılı olarak ele alınmak durumundadır. Öyle ki, organik bir varlık ve amaçlı bir evren anlayışının hüküm sürdüğü, klasik felsefî ve dinî düşüncedeki ile, mekanik bir evren anlayışına paralel olarak benimsenen hümanistik rasyonel hakikat ve varlık anlayışının benimsendiği modern düşüncedeki ve nihayet bütün rasyonel kategorik şemaların yanı sıra bilimsel determinizm fikrinin, olumsal bir varlık ve bilinçdışı yönleriyle tebarüz eden insan anlayışına bağlı olarak geçersizleşmek suretiyle farklılığın alkışlandığı postmodern düşüncedeki eğitim anlayışları arasında radikal denebilecek farklılıkların olduğu açıktır.

Klasik, Modern ve Postmodern Varlık ve Hakikat Anlayışı

Aristoteles’in düşüncenin kategorilerini varlığın kategorileriyle özdeş kılmak suretiyle varlıkla düşünce arasında bir özdeşlik mantığı kuran yaklaşımıyla paralel bir biçimde, “rasyonel olanın gerçek, gerçek olanın ise rasyonel olduğu” şeklindeki Hegelci formülasyonda karşılığını bulduğu şekliyle gerek Batı metafizik geleneğinde gerekse söz konusu geleneğin bir parçası olarak görülebilecek olan modern Batı düşüncesinde rasyonel bir varlık anlayışının benimsenmesi nedeniyle hakikat de tarih-dışı, evrensel ve gerekli rasyonel enstrümanlar yoluyla bilinebilir bir mahiyete sahip olarak algılana gelmiştir. Böyle bir varlık ve hakikat telakkisinin açık sonucunun ise, Batı düşüncesi geleneği boyunca özcü, temelci, mutlakçı ve evrenselci bir varlık, hakikat, bilgi ve bilim anlayışının yerleşmesi olduğu söylenebilir.

Felsefede logos sahibi olarak tanımlanan insanın rasyonel düşüncesinin, bilimde ise gözlem ufkunda beliren gerçekliğin rasyonel teorisinin veya temsilinin geçerli ve meşru yegâne hareket zemini kılındığı Batılı felsefe ve bilim anlayışının en belirleyici karakteristiği ise hümanistik bir düşünme pratiğine karşılık gelmesi olmuştur. Özellikle modern özne-metafiziklerinde (sübjektivite metafiziği) karşılığını bulduğu üzere, hümanizm özneye merkezi ve dışlayıcı ontolojik bir statü bahşeden ve düşünüm konusu kılınan her şeyi öznenin epistemik evrenine/aklına indirgeyen bir düşünme pratiğine tekabül etmektedir.

Bununla birlikte, her ne kadar Aristoteles felsefesi ekseninde şekillenen düşünme biçimi de insanî düşünce kategorilerini ve aklın ilkelerini hakikat için kıstas kılması nedeniyle hümanistik bir doğaya sahip olsa da, klasik varlık ve hakikat telakkisi ile modern sübjektivite metafiziklerinde zuhura gelen varlık ve hakikat anlayışlarının birebir örtüştüğünü söylemek mümkün değildir. Zira Platon felsefesi ve dinî düşünce ufkunun belirleyici olduğu klasik dünyada ruhuyla tanımlanan insanın varlık ve hakikatle teması, varlık-oluşsal bir inkişaf süreci olarak görülmüştür. Kelimenin tam anlamıyla aşkın/müteal bir varlık ve hakikat anlayışının benimsenmiş olması, klasik dünyada, insanın varlık ve hakikatle ilişkisini, hümanistik bir söylem içerisinde kuşatılması mümkün bir boyuta taşımıştır. Buna göre insan bütünlüklü, organik ve amaçlı bir âlem içerisinde, gerçekleştirmesi halinde kendisi olabileceği belli bir amaca sahip bir varolan olmak durumundadır. Epistemolojik olmaktan ziyade ontolojik bir karakter arz eden söz konusu amacı gerçekleştirilebilmesi anlamında, insanın hakikatle temas kurabilmesi ise, adeta bir arınma pratiğine bağlı olarak, sahip olduğu güçleri süflî ilgilerden kurtararak, ulvî maksutlar doğrultusunda seferber etmek suretiyle varlığını/ruhunu inkişaf ettirmesine bağlıdır.

Buna karşın modern düşünceyle birlikte zuhura gelen varlık ve hakikat telakkisi, yeni kozmoloji anlayışına bağlı olarak, mekanik âlem anlayışı lehine, amaçlı âlem fikrinin yitirilmesi; müteal varlık fikri yerine ise epistemik temsil veya teorilerle kesinlik diline aktarılabilen bir varlık anlayışının yerleşmesi gibi hususlar, ruhuyla tanımlanan insandan bilinç veya zihinle tanımlanan insan anlayışına geçilmesine bağlı olarak modern seküler hümanizmin vücuda gelmesine yol açmıştır.

Söz konusu hümanistik varlık ve hakikat anlayışı, Aydınlanma düşüncesiyle birlikte, bir yandan kemale ererken diğer yandan ise insanın sahip olduğu epistemik güçlerin imkân ve sınırlarına yönelik eleştirilerle çözülmeye başlamış, 19. ve 20. yüzyıllara gelindiğinde ise, varlık ve hakikatin tarihselliğinin ve bilinç-dışının keşfi, yaşanan dünya savaşları, modern faşizan ideolojilerin insan üzerindeki despotik tezahürleri, araçsal rasyonalizmin hâkimiyetiyle birlikte insanın tek boyutlu kılınması, bütün bir kültürün ise endüstriyel bir mevzu haline gelmesi, insanın doğa üzerindeki hakimiyetinin ekolojiyi açıkça tehdit eder bir boyuta ulaşması, teknolojik ve bilimsel enstrümanları ele geçiren bürokratik devlet aygıtının insan üzerinde belirleyici bir kontrol gücü elde etmesi vb. hususlar özneye ve Aydınlanmanın meta-anlatılarına yönelik güveni sarstığı gibi, çıplak varoluşun değer, anlam ve amaç karşısında kayıtsızlığını ifşa eden nihilistik bir varoluş ufkuna vücut vermiştir. Aslına bakılırsa post-modernizmi, logos-çökmesi anlamında, rasyonel varlık ve hakikat anlayışlarına yönelik radikal denebilecek bir güven kaybına paralel olarak, öznenin ademi-merkezileştirilmesi olarak okumak mümkündür.

0 0 Yorumlar
Puan
Bildir
guest

0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
DOSYA
Hz. Peygamber’in ﷺ Dünyasında Cihad ve Savaş...
Ahmet Özel
En Faziletli ve En Hayırlı Amel Cihad...
Muhammed Emin Yıldırım
Filistin Direnişinde Öncülük ve Önderler...
Hamza Türkmen
Kudüs Davası Bilincimiz ve Aksa Tufanı’nın Değerle...
Maruf Çelik
Aksa Tufanı’nın Geleceği Dönüştürme Etkisi…...
Abdülaziz Tantik
RÖPÖRTAJLAR
“Dünyaların değiştiremediği insanlar ancak dünyala...
Muhammed Emin Yıldırım
“Müslümanın dünyayla ilişkisi tedbir ve temkin ili...
Kasım Küçükalp
... her nimetin bir külfeti var. Gülü seven dikeni...
Ali Osman Öncel
“Resûlullah (sas) ile meşgul olmak, Resûlullah’ı (...
Mustafa Fayda
“Peygamberler dünyayı yaşanır hale getirmek için g...
Mustafa Ağırman
SİRET-İ İNSAN
Savaşın Çocukları
Bahriye Kaman
Toplumun Kurucu Hücresi Olan Ailede Örneklik Vasfı...
Bahriye Kaman
Lider, Önder, Rehber!
Bahriye Kaman
Göçebe Ruhu
Bahriye Kaman
Nitelikler ve Roller
Bahriye Kaman
SİNEMA
Bu Film, Böyle Devam Edemez!
Abdülhamit Güler
Göstermenin Mesuliyetinde Sinemanın Örnekliği...
Abdülhamit Güler
Perdedeki Kimin Afeti, Felaketi, Kıyameti!...
Abdülhamit Güler
Türk Sinemasında Neden Hz. Muhammed (sas) Filmi Yo...
Abdülhamit Güler
İnsanın Göç Meselesi: GÖÇ
Abdülhamit Güler
GEZİ-YORUM
Vakur ve Mahzun Bir Efsanedir: Kudüs...
Mikail Çolak
Habib-i Neccâr’ın Gözyaşları
Mikail Çolak
Avrupa’nın Ortasında Var Edilen Güçlü Bir İnanç İk...
Mikail Çolak
İnsan Göç Eyler
Mikail Çolak
Tarihe Tıp Notu: Daruşşifalar
Mikail Çolak
SAHABİ BİYOGRAFİSİ
Afrâ bint Ubeyd Yüzlü Kadınların Zamanından…...
Rumeysa Döğer
Bütün Şehit Annelerine: Sümeyra Bint Ubeyd Teselli...
Rumeysa Döğer
Ensârî Bir Muhacir: Zekvân b. Abdükays...
Miraç Okutan
İki Hicret Sahibi: Ca’fer b. Ebû Tâlib...
Miraç Okutan
Gönüllerinde Şifayı Taşıyanlar...
Rumeysa Döğer
NEBEVİ VARİSLER
Ömer b. Abdülaziz
Kevser Özdağ
AYETLERLE KONUŞAN ADAM
Sümeyye Çiftçi
Yollarına Mısraların Döküldüğü İnsan...
Sümeyye Çiftçi
Adaletin Sembolü Kâdî Şüreyh (ra)...
Necmeddin Beytullah Ünnü
Scroll Up
0
Düşüncelerinizi çok isterim, lütfen yorum yapın.x