Menü
Mustafa Tekin
Mustafa Tekin
Lider ve Toplum İlişkisi Bağlamında Nübüvvet
Eylül 25, 2023
Yazarın Tüm Yazıları

Dünya ölçeğinde ve tarihsel süreçte beşerî ya da ilahî tüm dinlere bakıldığında, itikat, ibadet ve bunların dünyaya karşı tavır alışlarını ifade eden bir ahlâkının ortak olarak bulunduğunu söyleyebiliriz. Esasen bir dinin oluşumu ve kurumsallaşması aşamasında küçük hacimli olarak başlayıp büyüyen ve hatta çeşitlenen “cemaat” denilen ortak bir başka nitelikten daha bahsetmek gerekir. Sistematik din sosyolojisinin kurucularından olan Joachim Wach, dinî tecrübenin üç ifade biçiminden bahseder ki bunlar dinî tecrübenin teorik anlatımı olan akide, dinî tecrübenin pratik anlatımı olarak ibadet ve ritüeller ile dinî tecrübenin sosyolojik anlatımını ifade eden cemaat olgusudur.[1] “Cemaat” denilen yapılanma ise bir liderin etrafında teşekkül etmektedir.

Diğer yandan dinlere bir başka perspektiften bakıldığında, onların ilâhî ve beşerî dinler şeklinde ikiye ayrıldığını görmekteyiz. İnsanın korku, vecd ve hayranlık duygularıyla kendisinin icad ettiği beşerî dinlerde “din kurucusu” denilen bir lider bulunmaktadır. Fakat bu dinler vahye dayanmadıkları için öğretileri lider tarafından süreç içerisinde oluşmaktadır. Asya’da çeşitleri gözlenen Budizm gibi bireysel kurtuluş dinleri de animizm, totemizm, natürizm gibi dinler de bu kategoriye girerler. Vahiy kökenli ilâhî dinleri bu bağlamda diğerlerinden ayıran en önemli nokta bir peygamberin olmasıdır. Her ne kadar beşerî dinlerde din kurucusuna peygamber muamelesi yapılsa da peygamberler dolayımıyla kurumsallaşmış bir olguya işaret eden nübüvvet bütün içerimleriyle ilâhî dinlerin ayırt edici bir özelliğidir. Burada da peygamber toplumda vahye dayalı olarak toplumu inşa eden bir lider şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Konuya bir başka kesitten daha bakmamız gerekmektedir. Çoğunlukla bütün dinlerde ortak olan şey bir Tanrı inancıdır. Farklı dinlerdeki Tanrı inancının içerikleri ve bu Tanrı’nın nitelikleri değişebilmektedir.[2] Bu bağlamda Yahudiliğin tanrısı ulusal bir Tanrı’ya dönüşmüşken, Hristiyanlık ekanim-i selase ile Tanrı’yı tanımlamaktadır. Teizm bir Tanrı’ya inanmayı ifade ederken deizm Tanrı’ya inancı içermekle birlikte nübüvveti ve dolayısıyla belirli bir akide ve ibadet biçimi ile kitap ve peygamber inancını dışarıda tutabilmektedir. Bu durumda inançların birbirinden ayırt edilmesinde nübüvvetin özel bir anlam ve içerik kazandığı söylenebilir. Bu durumda liderlik ve nübüvvet anlayışının yansımaları izlenebilmektedir. Söz gelimi teist ve deist düşünürler ve filozoflar vardır ancak deizmin bir liderinden söz edilmemektedir.

Anlatılanlar dikkate alındığında şu iki noktaya işaret edilmelidir. Birincisi, konunun lider, toplum ve hatta ona cemaatleri de ilave ettiğimizde topluluk ve nübüvvet şeklinde üç anahtar kavramı bulunmaktadır. İkincisi de konu büyük hacimli bir kesişim kümesi içerisinde anahtar kavramların karşılıklı ilişkileri ile inşa edilmek zorundadır. Bu kesişim noktasında önce toplum ile tartışmaya başlayabiliriz. İnsanlardan oluşan ve kendi uhdesinde çeşitlilikleri barındıran topluma -modern zamanlarda icad edilen ve ulus-devletle eşitlenen bir kavram olmasını bir kenara bırakarak- konumuzla bağlantılı birkaç içeriğini hatırlatarak dikkat çekebiliriz. İlkin kendi içerisinde yapısallaşmış, kurumsallaşmış ve üyeleri arasında ortak norm ve hedeflerin büyük oranda oluştuğu toplum kalabalık insanlar topluluğuna göndermede bulunmaktadır. Bu da uhdesindeki insanları ve iç çeşitliliği yönetebilmeyi akla getirmektedir. Bu bağlamda yöneten ve yönetilenler şeklinde iki kategoriyi ajandamıza taşımaktadır. Yönetici ise gerek farklı talepleri karşılayabilecek gerekse ortak mecralar yaratacak ve toplumu belirli hedeflere yöneltecek bir “lider”i işaret etmektedir. Lider, toplumdaki herhangi bir kesim olmayıp, kendisine güvenilen, meşruiyete sahip, yönetebilen ve sorun çözme becerisine sahip olarak toplumun arasından çıkmaktadır. Bir anlamda lider, toplumsal(lar)ın üst düzeydeki temsilidir.

Liderin böyle bir yönetim şemasını gerçekleştirmesi için bir otorite sahibi statüsünü elde etmesi gereklidir. Öncelikle “lider” kavramı sadece bir devleti yöneten kişiye değil, toplumun uhdesinde varolan sivil ve resmi tüm yönetimleri gerçekleştirebilen ve topluluklara yön veren insanlara göndermede bulunacak şekilde geniş içerikli bir kullanıma sahiptir. Askeri lider, cemaatin lideri, ulema, aydın bir düşünce topluluğunun lideri, ülkenin lideri bunlar arasında sayılabilir. Biz burada farklı çeşitliliklere göndermeleriyle meseleyi takip etmeye çalışacağız.

İslâm siyaset felsefesine baktığımızda, toplumda liderin merkezi bir öge olduğu gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Bu konuda en tipik örneklerden birisi Farabi’nin siyaset felsefesidir denilebilir. Onun el-Medinetü’l-Fazıla isimli eseri konuyu detaylı bir şekilde ele almaktadır. Kitabın başlangıçtan itibaren yarıdan fazlası varlık ve ilk varlık ile onun niteliklerine ayrılmıştır. Burada Allah evrenin en yüce yönetimi olarak mutlak sıfatıyla tavsif edilir. Ardından beden ve bedenin içindeki hâkim uzuv olan kalpten bahsedilir. Kalp de bir anlamda bedeni yönetmektedir. Daha sonra toplum ele alınır ve toplumun farklı türleri ve öncülleri tartışılır. Fakat toplum konusunda Farabi’nin en yoğun şekilde üzerinde durduğu mesele liderliktir. O liderde 12 özellik arar ve bunların en az yarısı olmadığı taktirde o kişilerin lider olamayacağını savunur. Fakat tüm bunlardan daha önemlisi Farabi’nin evren, beden ve toplum arasında kurduğu analojideki kesişme noktası olarak liderin öne çıkarılmasıdır. Buna göre Farabi için evrende Tanrı, bedende kalp neyse toplumda lider içerik olarak benzerdir denilebilir.[3] Bu biraz da pre-modern toplumlarda liderlerin, Tanrı’nın seçtiği bir insan olarak görülmesi zihniyetinden de kaynaklanmaktadır.

Aslında Farabi’nin yaklaşımlarını tarihsel bir örnek şeklinde görmemek gerekir. Bütün dünya halkları ve ülkeleri için liderlik ciddi önem taşımakla birlikte, Orta Doğu ve Müslüman toplumlar için daha farklı bir anlama sahiptir; yönetim bir mekanizmadan daha fazla lider demektir. Nitekim bugün demokratik Batı toplumlarında “lider” önemli bir figür olmakla birlikte yönetim liderin de içinde bulunduğu bir mekanizmadır. Orta Doğu toplumları ise mekanizmaya değil lidere bakarlar.

Bu durum son kertede “lider”e kendi özgül ağırlığını aşan bir anlam ve güç yüklemektedir. Liderde bir metafizik olduğu algısı yaratmaktadır. Tüm bunlar liderde otorite yaratan ve otoriteyi kuvvetlendiren nitelikleri belirgin kılmaktadır. Bu durum aslında “karizmatik otorite” olarak lideri öne çıkarmaktadır. Bilindiği üzere Max Weber meşru egemenliğin üç saf tipini ayırt etmektedir. Bunlar; rasyonel, geleneksel ve karizmatik otoritedir. Ona göre karizmatik otorite tek bir kişinin ve onun tarafından buyrulan ya da ortaya çıkartılan normatif kalıpların kutsallığına, kahramanlığa ve karakterine bağlılığına dayanmaktadır.[4] Aslında karizmatik otorite toplumun kendisinde Tanrısal niteliklerin bulunduğuna inanılan ve lidere bu minvalde yükleme yapan bir tür denilebilir. Dolayısıyla burada bir metafizik yaratmak liderlik için ciddi bir niteliktir. Doğrusu karizmatik otorite, toplumun itaati açısından oldukça işlevsel görünmektedir. Diğer yandan toplum da Tanrısal nitelikli olarak algıladığı liderin kendisine bir rota çizmesinden memnun olmaktadır. Bu açıdan karizmatik otorite ya da liderin toplum üzerinde daha fazla etkisi olduğunu söylemek mümkündür. Tarih boyunca lider ve toplum ilişkisine bakıldığında, bu savı doğrulayacak doneler mevcuttur. Tam da bu noktada lider ve toplum ilişkisinde karizmatik otorite ya da liderliğin “nübüvvet” ve “peygamber” kavramlarına göndermede bulunduğunu söyleyebiliriz.

Burada nübüvvet ya da peygamberlik ile liderlik arasında neredeyse doğal bir ilişki bulunduğunu ve bunun üç sebebe dayandığını belirtmeliyiz.

Birincisi, bir peygamber toplumda herhangi bir kişi olmayıp “seçilmiş” bir insan olarak temayüz eder. Bu, insanî yetiler açısından olduğu kadar ahlâkî ve performatif nitelikler açısından da düşünülmelidir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim, “Sen en yüce bir ahlâk üzeresin.”[5] ifadesiyle bunun bir boyutuna atıfta bulunmaktadır. Diğer yandan İslâm literatüründe peygamberler için vacip olan sıfatlar sayılan sıdk, ismet, emanet, fetanet ve tebliğ şeklindeki niteliklerin peygamberin toplumdan olumlu nitelikleriyle farklılaştığını bize göstermektedir. Hz. Peygamber (sas) ilk tebliğinde/davetinde “Size şu dağın arkasından bir düşman ordusunun geldiğini haber versem bana inanır mısınız?” diye sorunca, kavim “Evet inanırız, çünkü senin yalan söylediğini görmedik.” dediler. Hz. Peygamber’e (sas) ilk vahiy geldiğinde biraz sarsılınca, Hz. Hatice (r.anhâ) mealen “Hiç şüphesiz Allah seni utandırmaz. Çünkü sen akrabalarını gözetir, muhtaçlara yardım eder, herkese elini uzatırsın.” demiştir. Dikkat edilirse bu niteliklerin hepsi sosyaldir.

İkincisi, peygamberler vahiy yoluyla Allah ile iletişim kurmuşlardır. Allah ile iletişim bir yandan peygamberleri “aşkın” ve “metafizik” ile direkt ilintili hale getirirken, diğer yandan liderliği sağlıklı sürdürecek ve topluma rota çizebilecek bilgilerle donandığını da içerimlemektedir. Bu durum bir lider olarak peygamberleri karizmatik otorite haline getirmektedir. Dikkat edilirse peygamberler yeni normlar belirleme, zor sorunları aşma, toplumu farklı gailelerden kurtarma, bir gelecek vaadi gibi hususlarda “rasyonel”liği aşan bakış açısı ve tavır geliştirme yetisine sahip insanlar olarak görülürler; toplumda öyle algılanırlar. Öyle ki, Hz. Peygamber’in vefatından sonra da onun yaklaşımları yol gösterici olmaya devam etmiştir.

Üçüncüsü, çok az istisna dışında Kur’ân-ı Kerim’deki peygamber anlatımları, peygamberlerin kendi toplumlarında lider olduğunu örneklemektedir. Bu bağlamda nübüvvet ile liderlik arasında en azından sosyolojik bir gerçekleştirim olarak pozitif bir ilişki olduğunu saptayabiliriz.

Kur’ân-ı Kerim’de lider olarak peygamberlerin açık ve örtük olarak farklı nitelikleri ön plana çıkarılmıştır. Hz. Nuh (as) çok uzun süren metanet ve sabrının ardından insanlığın devamını sağlayan adım atmıştır. Hz. Musa (as) kavmini Firavun’un zulmünden kurtararak onlara yeni bir açılım sağlamıştır. Hz. İsa (as) Roma gibi devasa bir güç karşısında mücadele etmiştir ki bugün dünya ölçeğinde en fazla müntesibi bulunan dinler arasındadır. Hz. Muhammed (sas) ise toplumunu içinde bulunduğu ıstıraptan kurtarmakla kalmamış; devlet kurarak kurumsallaşmış ve oluşturduğu ivme kısa sürede coğrafi, ekonomik, siyasal ve kültürel bir genişlemeyi de sonuçlamıştır.

İslami literatürde devlet yöneticiliği ile nübüvvetin birbirleriyle ilişkisini tartışmalarına rastlamaktayız. Doğrusu nübüvvet ile devlet yöneticiliği kurumsal olarak tabii ki farklıdır ve özdeşleştirilmemelidir.  Zira biz bunu Kur’ân-ı Kerim’de anlatılan peygamber kıssalarında da görmekteyiz. Fakat peygamberlerin nübüvvet dolayımıyla toplumlarını stratejik şekilde yönlendirecek tavırlarla liderlik yaptıkları söylenebilir. Öte yandan nübüvvetten soyutlanarak elde edilen “liderlik” konumunun, Hz. Peygamber’in (sas) vefatından bugüne kadar toplumda farklı boyutlarda işlevselleştirildiği de bir gerçektir. Özellikle cemaat ve tarikatlardaki dini liderliklere peygamber misyonunun devamı gibi anlamlar yükleyenler de görülmektedir. Bu bağlamda nübüvvetin Hz. Peygamber (sas) ile sona ermesinin ardından “evliya”lık üzerinden geliştirilen bir kült bulunmaktadır. Doğrusu dindeki sahih karşılığı tartışması dışarıda tutulduğunda, evliyalık nübüvvetten soyutlanmış ve onun indirgenmiş bir hali olarak lider kültü yaratıyor görünmektedir. En azından sosyolojik olarak böyle bir durum söz konusudur.

Sonuç olarak, nübüvvet içerimleriyle toplumda yarattığı büyük etki ve değişimler muvacehesinde peygamberleri de bir lider konumuna doğal olarak yükseltmektedir. Hatta İslam başta olmak üzere kurumsal büyük dinlerdeki nübüvvet kavramı, peygamberlerin her asırda tüm sosyal muhayyilelerde bir “lider” olarak gölgesinin muhafazasını sağlamaktadır.


[1] Joachim Wach, Din Sosyolojisi, çev. Ünver Günay, Kayseri, E.Ü. Yay., 1990, s. 21-32.

[2] Geniş bilgi için bkz. Mustafa Tekin (Ed.), Bir Dünya Tanrı, İstanbul, Rağbet Yay., 2022.

[3] Bkz. Farabi, el-Medinetü’l-Fazıla, çev. Nafiz Danışman, 2. Baskı, İst., M.E.B. Yay., 1989.

[4] Max Weber, Meşru Egemenlik, çev. Latif Boyacı, İst., Yarın Yay., 2017, s. 12.

[5] Kalem, 68/4.

0 0 Yorumlar
Puan
Bildir
guest

0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
DOSYA
Hz. Peygamber’in ﷺ Dünyasında Cihad ve Savaş...
Ahmet Özel
En Faziletli ve En Hayırlı Amel Cihad...
Muhammed Emin Yıldırım
Filistin Direnişinde Öncülük ve Önderler...
Hamza Türkmen
Kudüs Davası Bilincimiz ve Aksa Tufanı’nın Değerle...
Maruf Çelik
Aksa Tufanı’nın Geleceği Dönüştürme Etkisi…...
Abdülaziz Tantik
RÖPÖRTAJLAR
“Dünyaların değiştiremediği insanlar ancak dünyala...
Muhammed Emin Yıldırım
“Müslümanın dünyayla ilişkisi tedbir ve temkin ili...
Kasım Küçükalp
... her nimetin bir külfeti var. Gülü seven dikeni...
Ali Osman Öncel
“Resûlullah (sas) ile meşgul olmak, Resûlullah’ı (...
Mustafa Fayda
“Peygamberler dünyayı yaşanır hale getirmek için g...
Mustafa Ağırman
SİRET-İ İNSAN
Savaşın Çocukları
Bahriye Kaman
Toplumun Kurucu Hücresi Olan Ailede Örneklik Vasfı...
Bahriye Kaman
Lider, Önder, Rehber!
Bahriye Kaman
Göçebe Ruhu
Bahriye Kaman
Nitelikler ve Roller
Bahriye Kaman
SİNEMA
Bu Film, Böyle Devam Edemez!
Abdülhamit Güler
Göstermenin Mesuliyetinde Sinemanın Örnekliği...
Abdülhamit Güler
Perdedeki Kimin Afeti, Felaketi, Kıyameti!...
Abdülhamit Güler
Türk Sinemasında Neden Hz. Muhammed (sas) Filmi Yo...
Abdülhamit Güler
İnsanın Göç Meselesi: GÖÇ
Abdülhamit Güler
GEZİ-YORUM
Vakur ve Mahzun Bir Efsanedir: Kudüs...
Mikail Çolak
Habib-i Neccâr’ın Gözyaşları
Mikail Çolak
Avrupa’nın Ortasında Var Edilen Güçlü Bir İnanç İk...
Mikail Çolak
İnsan Göç Eyler
Mikail Çolak
Tarihe Tıp Notu: Daruşşifalar
Mikail Çolak
SAHABİ BİYOGRAFİSİ
Afrâ bint Ubeyd Yüzlü Kadınların Zamanından…...
Rumeysa Döğer
Bütün Şehit Annelerine: Sümeyra Bint Ubeyd Teselli...
Rumeysa Döğer
Ensârî Bir Muhacir: Zekvân b. Abdükays...
Miraç Okutan
İki Hicret Sahibi: Ca’fer b. Ebû Tâlib...
Miraç Okutan
Gönüllerinde Şifayı Taşıyanlar...
Rumeysa Döğer
NEBEVİ VARİSLER
Ömer b. Abdülaziz
Kevser Özdağ
AYETLERLE KONUŞAN ADAM
Sümeyye Çiftçi
Yollarına Mısraların Döküldüğü İnsan...
Sümeyye Çiftçi
Adaletin Sembolü Kâdî Şüreyh (ra)...
Necmeddin Beytullah Ünnü
Scroll Up
0
Düşüncelerinizi çok isterim, lütfen yorum yapın.x