Menü
Bahriye Kaman
Bahriye Kaman
Modern Çağda Üşüyen Ruhun Yolculuğu
Eylül 26, 2023
Yazarın Tüm Yazıları

İnsanın psikolojisiyle olan derdi bitmez.

Psikoloji; insanın beş duyu organıyla edindiği verilerin değerlendirildiği merkezdir.

İnsan gördüğünden etkilenir.

İnsan duyduğundan etkilenir.

İnsan kokladığından etkilenir.

İnsan tattığı her tattan etkilenir.

İnsan her dokunuştan ayrı ayrı etkilenir.

İçeri giren her bir veri değerlendirilirken birbirinden etkilendikçe değerlendirme karışır.

Bu karmaşa davranışlara bakılarak çözülür. Psikoloji, davranış bilimleri demektir. Her bir davranışın bir nedeni vardır. Neden-sonuç ilişkisi kurulabilen her alan bilim dalı olabilir. Psikoloji bilim dalı olsa da diğer bilim dallarından ayrılan yanları vardır. Her bir davranışın bir yolculuğu bir matematiği vardır. Fakat bu matematik herkes için farklı ilerler. Psikoloji bir bilimdir. Bir matematiktir. İnsanın biricikliğine vurgu yapan bir bilimdir. Evet her davranışın bir nedeni vardır. Fakat bu nedene giden yol farklıdır. Kiminde çok uzun bir yol kimilerinde bir an kadar kısa bir yol. Değişmeyen insanın maruz kaldığı her etkiye bir tepki verdiğidir.

İnsan acıdan kaçıp hazza koşarken hasta olur. İnsan ruhu kaçış sevmez. Neden kaçmış olursanız olun kaçış kaçıştır. Sizi güçlendirmez. Olduğunuz yerden ileri götürmez. Kaçmak değil sorunu halledip sonra yola devam etmek gerekir.

Acı nedir? Acı zor gelen her şeye denir. Sizi zorlayan her şey. İnsana zor gelen her şey acı verirken buna dayanabilen kaçmayan güçlenir. Güçlendikçe dayanıklılık artar.

Sağlıklı insan yoktur. Dayanıklı insan vardır. Yaşamak tek düze değildir. İyide vardır kötü de. Mutluluk da vardır hüzün de. Kimileri sadece mutluluk olsun ister. Sürekli başarı hatta her zaman en iyisi olmak ister. Sürekli bir zafer. Hiç kaybedilmeyen bir hayat. Sürekli başarma ve kazanma hırsı kendini idealleştirmeye götürür. İşte ruh sağlığı bozulmaya kendini idealleştirmeyle başlar. Artık kişi kendisinden uzaklaşmıştır. Mükemmelin peşine takılmış geride kalan benliğinden uzaklaştıkça uzaklaşmıştır. Gerçek benliğiyle ideal benliği arasındaki farkın açılması ölçüsünde hırsla dolmuştur. Herkesi gölgede bırakarak cennetteki tek kişilik yerini almak ister. Diğerlerinin ayağını kaydırarak onları engelleyerek adeta ite kaka zirveye ulaşmak ister. Sınıflama yapmadan herkesten üstün olmak ister. Gerçek benlik terk edilmiş olup kendini gerçekleştirme, idealleştirilen benlik uğruna durdurulmuştur. Bütün enerji hırsa yatırılmıştır. Artık herkese gününü gösterme vaktidir. Kişinin motivasyonu mükemmelliktir. Artık gerçeğe gerçek olana ilgisi yoktur. Bütün ilgisi zihninde oluşturduğu idealleştirilmiş benliğidir. Zihinde oluşturduğunuz ideal benlik oluşur oluşmaz ilgi ister. Artık yatırım zamanı, hayal gücü sağlıklı insanda da nevrotik olanda da değişmez. İsteklerimizde planlamalarımızda nelerin mümkün olduğunu bize hayal gücümüz gösterir. Bununla birlikte hayal gücü üretkende olabilir verimsiz de. Bizi kendi gerçeğimize yaklaştırabilir de uzaklaştırabilir de. Gerçek yaşantımızı zenginleştirebileceği gibi yoksullaştırabilir de. Hayal gücü herkes için aynıdır. Tek fark kimilerinin arzusunu doyurmaya yetmesidir. Hayal ettiklerinin kendi uydurmaları olduğunu unutup gerçek zannederek doyuma ulaşanlar hasar almaya başlamış demektir. Hayal ettiği kendisini gerçeklikte deneme gereği görmeden onaylamış demektir. Artık kendisine inanmaktadır. Fakat bu kendisi gerçek kendisi değil hayalindeki kendisidir. Oysa düşünce ve duygular isteklerce değil ihtiyaçlarca belirlenir. Sınırlar reddedilmiş olup hayallerle sonsuzluğa, sınırsız imkanların dünyasına kendini bırakmıştır. Artık hiçbir şey yapmasına gerek yoktur. Dünya ona hizmet etmelidir. Bütün haklar onundur. O sadece haklarını alır. Değişecek biri varsa o dünyadır. Onun için değişim diye bir şey yoktur. Çok sıkışırsa yok olur fakat asla değişmez. Çünkü o idealdir. Olması gerekendir. Sorunlarıyla ilgili hiçbir sorumluluğu yoktur. İnsanlar onu rahatsız etmemenin bir yolunu bulmalıdırlar. Her yerde hak iddia eder. Trafik ona ceza yazamaz. Yazmışsa onun ‘kim olduğunu bilmiyordur!’.

Kimileri için sınır güvenlik demektir. Sınır insan içindir. İnsan sınırlı bir varlıktır. Doğumdan ölüme kadar sınırların hâkim olduğu bir yolculuktur hayat. Kimileri ise sınır istemez. Kendisinde olmasını beklediği ve inandığı şeylerin sınırlı olmasını kabul etmez. İdealleştirdiği benliğine öylesine inanır ki gerçek, belirli olan, somut ya da sonlu olan onu dehşete düşürür.

Zamandan nefret eder, çünkü belirlidir.

Parayı sevmez, çünkü somuttur.

Belirli bir düşünceye sahip olmak istemez. Karar veremez. Yanılsamalarının yıkılmasına asla izin vermez. O sınırsızca en üstün en görkemli olandır. Hedef görkem olduğu için hiçbir şeyi aşama aşama öğrenme, yapma veya elde etme yoluna gidemez. Hatta aşama aşama yol kateden insanları küçümser. Değişim ve gelişim anlamını yitirmiştir. Direk varmak ister. Gerçeklerin çarpıtılması gerekir. İşte tam bu noktada hayal gücü bu iş için biçilmiş kaftandır. Kişi artık bir ölçüde gerçeğe olan ilgisini yitirmiştir. Gerek kendisinin gerekse başkalarının duygularını inançlarını çabalarını ayırt etmekte zorlanır. Artık nasıl olduğu değil nasıl göründüğü önemli hale gelmiştir.

O her zaman haklıdır.

Asla eleştirilmemelidir.

Asla şüphelenilmemelidir.

Asla sorgulanmamalıdır.

O herkese her şeyi yapabilirler.

Kimsenin ona haksızlık yapma hakkı yoktur.

Kolayından halletme hakkı onun olmuştur.

Ne yaparlarsa yapsınlar ona kimse karışmamalıdır.

Ne kadar huysuz olursa olsun her zaman anlayışla karşılanmalıdır.

Kısacası hayatın istikrarsızlığıyla yüzleşemeyince insan dokunulmaz olduğuna, kutsanmış olduğuna, yaşamın kolay ve acısız olduğuna o kadar inanır ki bunu bir iddiaya dönüştürür. Artık onun bir iddiası vardır. Her yerde ispat etmeye çalışır. Değişimin zahmetli sürecine katlanmadan ulaşacağından emin olur. Her gerçeklikten uzak ihtiyaç iddiaya dönüşür. En yaygın belirti açık ya da gizli eylemsizliktir. Gönüllü ve eğlenceli de olabilecek tembellikle karıştırılınca eylemsizlik, ruhsal enerjinin felç geçirmesine sebep olur. Söz konusu iddialar ne kadar hırs doluysa eylemsizlik o kadar güçlü olur. İçinde bulunduğu sorunların çözülmesi gerektiğini kabul eder fakat bunu başkası yapmalıdır. Bütün işi o yapacaksa iyileşme nasıl mümkün olur? Artık hayatıyla ilgili bir şey yapmak ona bağlı değildir. Başkalarından bekler. Kendi sorumluluğunu başkalarına dayatır. Herhangi bir zorluk yaşaması hayatın adaletsizliğidir. Dünyanın ona zorluk çıkarmayacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Kendisiyle ve gelişimiyle ilgilenmez. İlgilenirse iddiasına sahip çıkamaz. Asla incinmemesi gerektiğine inanarak iletişimi keser.

İnsan sosyal bir varlıktır. İletişimde kalmak üzere birbirine muhtaç yaratılmıştır. Bu sebeple sınırları vardır. Bireyleşme başladığı anda insan içe kapanmaz gruplaşır. Bir bütünün anlamlı parçası olmak ister. Bir gruba ait olmak ister. Teklik iddiası insanı yalnızlaştırır. O artık bu dünyanın insanı değildir. Uyum sağlayamadığı dünyayı dışlar. Kendini yeryüzünden uzaklaştırır. “Ben bu dünyanın insanı değilim. Yok yok ben bu dünyaya ait değilim.” demeye başlar. Önceleri kibirli ve uzak görünür. Sonraları yavaş yavaş içe çekilir ve yalnızlaşır. Gerçek ben, içinde bulunduğu gerçek kendisi ve ideal benliği olan mükemmellik arasındaki farkın ortaya çıkmasıyla kaygı başlar. Üstün varlık olamamaktan ötürü suçluluk duyar. Kendisi hiç çaba göstermesin diğerleri onunla iletişimde kalsın ister. Kendi işine yoğunlaşmaz birileri onun sorumluluğunu alsın ister. Kendi yaşamındaki belirleyiciliği giderek azalır. Hastalıklı gurur onu kendinden biraz daha uzaklaştırmaktadır. Artık gerçek olan kendinden duygularından olanaklarından utanır hale gelmiştir. Kişi kendisi olmayı istemez, kendinden nefret eder ve gerçekteki kendini adeta sürgüne gönderir. Kişi mahkûm edilmiş bir suçluya dönüşür. Yapıcı enerji uykuya yatmış yaşamsal beceriler gerilemiştir. Gurur duygulara hükmetmiş kişi kendini özünü yaşamsal enerjisini sürgüne göndermiştir. Gerçek benliğini gömdüğü derinlikten artık ses gelmez olmuş gururun sesi hakimiyeti ele geçirmiştir. Artık acı hakimdir. Yalnızlığın acısını yüzünden okursunuz. Başarısızlıklardan, suçluluk duygularından, yetersizlikten değersizlikten yalnızlıktan çaresizlikten acı çektiğini sanırsınız. O artık yapayalnız ve kimsesizdir. Odaya girdiğinde ortam acıyla dolar. Onun olduğu ortamda acı vardır. Ona bakmanıza gerek yok aynı ortamda duvara baksanız da olur acı her yerdedir. Sürgüne gönderdiği benlik en dibe batmış çıkmak için tutunacak dal bile kalmamıştır. Gerçek benliğinin sesinden rahatsız olup onu derinlere iten insan ruhuyla iletişimi kesmiş sessizliğin dilsizliğe dönüşmesine izin vermiştir. Görkemi, gösterişi vadeden şeytana ruhunu satmış kendi cehennemine inmiştir. Bu benliğe yabancılaşmadır. Benliğin terk edilmesi demektir. Artık kişi sisli bir havada yaşamaktadır. Hiçbir şey net değildir. Dış dünyaya sisin arasından bakarken kendi duygularına da yabancılaşır. Önce dünyaya sonra çevreye aileye derken bedeninden uzaklaşır ve bedeniyle ilgili hissizleşir. Kendi duygularından isteklerinden enerjisinden kopmuştur. O artık yaşayan bir ölüdür. Ruhunu derinliğe gömmüş ve bir kuyuda gibiyim demeye başlamıştır. Kuyu derin olduğu kadar da soğuktur. Önce kayboldum derken şimdi kuyunun dibindeyim, der. İnsanın derinliklerine tıkılan ruh derin ve soğuk kuyuda üşümeye başlamıştır. Beden üşüdüğünde bir örtüyle ısınırken ruhun örtüsü bedendir. Bedenle iletişimi kesilen ruh yalnızlıktan üşümekle kalmamış artık donmuştur. Çünkü artık kişi hiçbir şey hissetmiyordur. Her şey anlamını yitirmiştir. Duygular bedende hapsolmaya başlamıştır. Ruhu yani insanın içini ısıtan o sıcacık duygular bedende sıkışmış kalmıştır. Kişi önce dünya sonra çevre aile derken bedeniyle de iletişimi kesecek kadar uzaklaşmıştır. Bazen tecrit acısı öyle dayanılmaz hale gelir ki kişi bedenine ulaşmak onun varlığını hissedebilmek için bir yerlerini deler, keser. İnsanlar onun bu hayattan gitmek istediğini düşünür. Fakat o bunu anlatamayacağını bildiği için sessiz kalır. Aslında bedenini hissetmeye olan ihtiyaca kayıtsız kalamamıştır. “Çok rahatlıyorum!” der. “Yaşadığımı hissettiğim tek an kedimi kestiğim kanı gördüğüm acıyı duyduğum an…”

Ruhun dayanılmaz acısından bir an da olsa uzaklaştıran fiziki acı. Somut acı. Bu dünyaya ait olan acı. Onun için çok kıymetli hale gelir. Artık izler yaralar umurunda değildir. Somuta, ana, bugüne, dünyaya, metafizikten fiziğe geçmenin tek yolu bedensel acıdır. Isındığını hissettiği tek an bu andır.

Aslında tek acı vardır gururun acısı gururlu benliğin acısıdır. Çünkü üstün başarı elde edememiştir. Mükemmelliğin zirvesine çıkamamıştır. Herkesin onu sevmesini sağlayamamıştır. Başarıyı popülerliği vb. hak ettiği halde insanlar onun kıymetini bilememiştir. Ona kötü davranılmıştır. O aslında kendine acımaktadır. Bu gururun kibrin acısıdır. Gurur sistemini aşmayı başarırsa kişi gerçekten acı çeker ve bu acı onu geliştirir. Gerçek acı duygularımızın kapsamını geliştirmek derinleştirmek ve yüreklerimizi başkalarının acısına açma gücüne sahiptir.

Ruh sağlığı bozulan kişi öncelik sıralaması yapamaz. Onun her ihtiyacı zorunludur ve eşit değerdedir. Sağlıklı kişisel disiplin gerçekleştiremez. Gönüllü reddetme ve engellenme arasındaki farkı bilmez. Kendini sürekli engellenmiş hisseder çünkü sınırsız talepleri karşılanmamaktadır. Şefkat ve onaylanma ihtiyacı geliştirir. Rüyalarında hiçbir şeye yetişemez tam uzandığı anda kaybolur. Sürekli bir yoldadır fakat hiçbir zaman varamaz. Hep yarım kalır. Kendi kendine bir şey yapamaz. Dışarda eğlenmeye para harcarken kendi gelişimi için harcama yapmaz. Taşınmak yeni eşyalar almak kaygı verir. Çok zekidir. Fakat bu zekasını dikkatini geleceği için kullanmaz. Anlık yaşar. Sürekli erteler kıvranırken kendini izlemeyi sever gibi görünür.

Mükemmel olma yolunda bütün yorucu gayretiyle ulaştığına inandığı mükemmelliğiyle umutsuzca ihtiyacını duyduğu şeyi elde edememiştir. Peşinden koştuğu öz güven ve haysiyet vardığı yerde onu karşılamamıştır. Hayalinde tanrısal bir varlık olmasına karşın sıradan bir çobanın basit öz güveninden yoksundur. Yükseleceği büyük konumlar kazanacağı ün onu küstahlaştırır. Ancak içsel güven getirmez. Hâlâ kişiliğinin derinlerinde istenmediğine inanır. Kolayca incinir ve değerli olduğunun bitip tükenmeksizin teyit edilmesine ihtiyaç duyar. Kendisiyle baş başa kalınca kolayca çöker. Çünkü temel güven yoktur.

Temel güven 0-6 yaş arasında oluşur. Bu süreçte kişi hem kendine hem başkalarında sıcaklığa istendiğini hissetmeye ilgiye korunmaya güven ortamına etkinliklerinde desteklenmeye yapıcı disipline ihtiyacı vardır.

Aşağılık duygusu; anne babanın kör hayranlığı sonucu olduğu kişi değil de yalnızca ana babasının hayranlık, saygınlık iktidara duydukları ihtiyaçları karşıladığı için istendiğine sevildiğine takdir edildiğine inanması sonucu oluşur.

Okuldaki kabahatler, düşük notlar şiddetle kınanabilirken iyi notlar iyi davranışlar doğal karşılanabilir. Özerk ya da bağımsız olma yolundaki çabalar alay konusu olabilir. Çocuğun gerçekte olmadığı birine dönüşmedikçe herhangi bir şeye değmeyecek biri olduğu duygusu verilmiş olabilir.

Öz güven kendi olanaklarımızı kullanmak. Kendi sorumluluğumuzu üstlenmek. Özelliklerimize, sorumluluklarımıza, sınırlarımıza gerçekçi bir tutumla değer biçmek. Güçlü ve dolaysız duygulara sahip olmak. İnsanlarla iyi ilişkiler kurmak ve sürdürmekle olur.

Sağlıklı ve hastalıklı gurur arasındaki fark ise nicelik değil nitelik farkıdır.

Hastalıklı gurur soyuttur. Kişinin kendisiyle ilgili görkemli ideale aittir. Sağlıklı gurur elle tutulur özelliklere sahiptir. Ahlakî cesaretten ya da kotarılmış bir işten gurur duymak gibi.

Hastalıklı gurur

Güzel bir kızla yakışıklı bir erkekle birlikte olmak

Saygıdeğer bir aileden gelmek

Bir yerin yerlisi olmak

Önemli kişilerle karşılaşmış oturmuş olmak

Popüler olmak

İyi bir araba eve sahip olmak

Başarısız ve akıl hastası engelli bireyi olan bir aileye sahip olmak kişinin gururuna ağır darbe vurur

Gruba ait hissetmiyordur. Ait olma duygusu yoktur. Girdiği grubu kendi çıkarları için kullanıyordur.

Aslında kendine son derece yabancılaşmış gerçekte olduğu kendisinden gurur duymuyordur.

Gurur ve kendinden nefret etme ayrılmaz iki parçadır. Aynı sürecin iki ifadesidir.

Artık anlam yoktur. Çaba olan fakat başarı olmayan hiçbir şeye değer vermez. Her aynaya baktığında dünyayla ve kendisiyle ilgili sadece kendi düşüncelerini görmektedir. Bu gurur hak ettiğine inandığı imtiyazlara dayanmaktadır. Fiziksel düzlemde asla hastalanmama ruhsal düzlemde de asla incinmemeyi ifade eder. Gerçekte nasıl olduğunun bir önemi yoktur. Saygınlığa karşı yıkıcı bir açlık duyar. Zayıf gerçeklik duygusu öç alıcılığı vardır.

Ödün verme ihtiyacı iyiliğe

Bağımlılık sevgiye

Başkalarını sömürmek kurnazlığa

Ben merkezcilik güce

Öç alıcılık adalete dönüşür

Bütün biçimleriyle sahte bir gururdur.

Varoluşumuzun özünden gelen duygularda doğallık ve samimiyet vardır. Enerji gerçek benliğin hali hazırdaki potansiyelini geliştirmekten ideal benliğin potansiyelini geliştirmeye kaydırılmasıdır. Enerji ne kadar çok gurur sisteminin hizmetinde tüketilirse kişinin kendini gerçekleştirmesine yönelik yapıcı dürtü için o kadar az enerji kalır.

Doğal olarak yaşamımızın gidişatı kısmen etki alanımızın dışındaki etkenlerce belirlenmektedir. Ancak bir yön duygumuz olabilir, ideallerimiz olabilir. Bunlara yaklaşmak için çabalarız. Ve bu ideallere dayanarak ahlâkî kararlar alırız. Bu yön duygusu ruh sağlığı bozulanlarda yoktur. Yönlendirici becerileri benliğe yabancılaşmaları oranınca zayıflamıştır. Bu kişiler plansız ve amaçsızca hayal güçleri nereye sürüklerse oraya giderler. Faydasız hayaller yönlendirilmiş etkinliklerin katıksız fırsatçılık içten çabaların yerini almıştır. Alaycılık idealleri dizginleyebilir. Kararsızlık belli bir amaca yönelik herhangi bir işleyişi engelleyecek boyuta varabilir. Kişinin gerçek benliği sanki bir zindana kapatılmıştır. Ona danışamamaktadır. Birbiriyle çelişen çekiştirmeler sonucunda çaresiz bir kurbandır. Pusalayı yitirmiş denizin ortasında dümensiz kalmıştır.

Gurur sistemi aşıldıkça kişi kendisine ilgi duymaya başlayacaktır.

Yalnızlık aslında içselliktir. İnsan bu hayatta zorlanır ve içe çekilir. Kendisiyle kalarak toparlanır. Çünkü sağlıklı yalnızlık nesnelerin ve insanların dünyasına açık olur. İçe çekilebilir lakin içine kapanmaz. Biraz daha seçici ilişkiler kurarak kendini iyileştirir. Enerjisini yeniden toplamaya ihtiyacı vardır. Evet susmuştur fakat susmak dinlemek içindir. O artık kendisini çevresini doğayı dinlemek için susmaktadır. Belki birazda mutsuzdur. İlişki kurmaya özlemle ve yitmişlik hissiyle yaralanmış fakat acıyla paramparça olmamış bir yalnızlıktır. Hatıraları vardır.

Yalnızlık ruhun değişim ve dönüşümü için hiç bitmeyecek olan ihtiyacıdır. Belki bizi yalnızlığa iten bir mutsuzluğa ihtiyaç vardır. Bu mutsuzluk bizi içimize döndürürken tefekkürü doğurmalı yalnızlık acıya değil dönüşüme sebep olmalıdır. Mutluluk peşinde koşarken yakalandığımız mutsuzluktan dolayı ruhu tecrit etmek onu sürgüne göndererek cezalandırmak yerine onunla birlikte mutsuzluğumuzu yaşamalı ve aklı devreye sokarak alacağımız derslere odaklanmalıyız.

Mutlulukta mutsuzlukta bizim bu dünyayı yorumlama biçimimizdir. Asıl mutluluk başkalarının mutluluğunu dışlamadığımız mutluluktur.

İnsan bu dünyada mutluluk arayışını vurgularken altında şikâyet ettiği yalnızlığıdır. Mutluluktan kasıt olumlu koşulsuz kabul olarak değerlendirdiğimiz sevgidir. İnsan sevilmek değer görmek ister. Fakat kendisi ilişkiye kendini vermez. Başkalarının kederine iştirak etmek istemez. Başkalarının acısına ortak olmak istemez. Sevincini paylaşmak istemez. Bu değerlerden duyarsızlaşan insan bencilliğin ve sevgi eksikliği arayışından ancak yeniden değerlerine erdemlerine dönerek kurtulabilir.

İnsanlığın büyük yalnızlığını sadece dostluk giderebilir. Dost nasıl bulunur; içsel yalnızlığımızla karşımızdaki kişi karşıtlık oluşturmuyorsa o bizim dostumuzdur. Yani onunlayken kendimiz olabildiğimiz kişi ancak bizim dostumuz olabilir. Bir dostumuz olmasını istiyorsak önce dost olmayı deneyebiliriz. İnsanların öncelikle ailemizin bizim yanımızda kendi gibi olmasına izin vererek başlayabiliriz.

0 0 Yorumlar
Puan
Bildir
guest

0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
DOSYA
Filistin Direnişinde Öncülük ve Önderler...
Hamza Türkmen
Kudüs Davası Bilincimiz ve Aksa Tufanı’nın Değerle...
Maruf Çelik
Aksa Tufanı’nın Geleceği Dönüştürme Etkisi…...
Abdülaziz Tantik
Soykırımın Hesabını Boykotla Sorabiliriz...
Ersin Çelik
Gazze Saldırısı Üzerinden İki Kutuplu Dünyanın Ger...
Recep Songül
RÖPÖRTAJLAR
“Dünyaların değiştiremediği insanlar ancak dünyala...
Muhammed Emin Yıldırım
“Müslümanın dünyayla ilişkisi tedbir ve temkin ili...
Kasım Küçükalp
... her nimetin bir külfeti var. Gülü seven dikeni...
Ali Osman Öncel
“Resûlullah (sas) ile meşgul olmak, Resûlullah’ı (...
Mustafa Fayda
“Peygamberler dünyayı yaşanır hale getirmek için g...
Mustafa Ağırman
SİRET-İ İNSAN
Savaşın Çocukları
Bahriye Kaman
Toplumun Kurucu Hücresi Olan Ailede Örneklik Vasfı...
Bahriye Kaman
Lider, Önder, Rehber!
Bahriye Kaman
Göçebe Ruhu
Bahriye Kaman
Nitelikler ve Roller
Bahriye Kaman
SİNEMA
Bu Film, Böyle Devam Edemez!
Abdülhamit Güler
Göstermenin Mesuliyetinde Sinemanın Örnekliği...
Abdülhamit Güler
Perdedeki Kimin Afeti, Felaketi, Kıyameti!...
Abdülhamit Güler
Türk Sinemasında Neden Hz. Muhammed (sas) Filmi Yo...
Abdülhamit Güler
İnsanın Göç Meselesi: GÖÇ
Abdülhamit Güler
GEZİ-YORUM
Vakur ve Mahzun Bir Efsanedir: Kudüs...
Mikail Çolak
Habib-i Neccâr’ın Gözyaşları
Mikail Çolak
Avrupa’nın Ortasında Var Edilen Güçlü Bir İnanç İk...
Mikail Çolak
İnsan Göç Eyler
Mikail Çolak
Tarihe Tıp Notu: Daruşşifalar
Mikail Çolak
SAHABİ BİYOGRAFİSİ
Afrâ bint Ubeyd Yüzlü Kadınların Zamanından…...
Rumeysa Döğer
Bütün Şehit Annelerine: Sümeyra Bint Ubeyd Teselli...
Rumeysa Döğer
Ensârî Bir Muhacir: Zekvân b. Abdükays...
Miraç Okutan
İki Hicret Sahibi: Ca’fer b. Ebû Tâlib...
Miraç Okutan
Gönüllerinde Şifayı Taşıyanlar...
Rumeysa Döğer
NEBEVİ VARİSLER
Ömer b. Abdülaziz
Kevser Özdağ
AYETLERLE KONUŞAN ADAM
Sümeyye Çiftçi
Yollarına Mısraların Döküldüğü İnsan...
Sümeyye Çiftçi
Adaletin Sembolü Kâdî Şüreyh (ra)...
Necmeddin Beytullah Ünnü
Scroll Up
0
Düşüncelerinizi çok isterim, lütfen yorum yapın.x