Menü
Abdülhamit Güler
Abdülhamit Güler
Perdedeki Kimin Afeti, Felaketi, Kıyameti!
Aralık 22, 2023
Yazarın Tüm Yazıları

Bir meseleye bakışınız/yaklaşımınız, o meseleye dair kabullerle şekil alır ve elbette sonrasındaki bütün yorumlar ve sonuçlar da buradan doğar. Kavramlar bu sebepten önemlidir. Kullandığınız kavramları kimlerin şekillendirdiği, içini kimlerin doldurduğu, neye karşılık geldiğine kimin karar verdiği önemlidir. “Konuştuğunda sen konuşmadın” yaklaşımının da işaret ettiği noktalardan biri burası. Konuşuyoruz, yazıyoruz, söylüyoruz ama kendimiz mi yapıyoruz bunları?

 

Yazının konusu ‘afetler’ iken bu girizgah ilgisiz gibi mi oldu? Her meselenin girişinde bunu hatırlatmak gerek fakat bu hususta biraz daha hassas olmalıyız sanki. Zira afet, felaket gibi kavramların doğru kullanılmaması insanlık iletişiminde felakete yol açabiliyor. İnsanlık ailesinin yaşadığı çıkmazlardan biri şu an bu.

 

Afet, felaket, kıyamet kelimeleri birbirine yakın kullanılıyor. Özellikle sinemada. ‘Kıyamet sonrası’ senaryo fazlasıyla cazip olduğu için ticari sinema sık kullanıyor. Oysa bahsedilen genellikle afet ya da felaket oluyor. Kıyametin, hepsinin biraz daha ilerisinde ve son noktada olması gerekirken, bitmemişliğin ifadesi olarak da kıyamet kullanılıyor.

 

Dönelim ‘afet’ ve ‘felaket’e…

Afet ile felaket birbirinin yerine kullanılıyor. Afet, büyük zararlara yol açan doğa olayları olarak tanımlanıyor. Büyük canlı topluluklarını yok eden salgınlar da afet kapsamında ele alınıyor. Felaket ise afete yakın olmakla beraber daha soyut durumları işaret ediyor gibi. Büyük üzüntüye yol açan durum da felaket olabiliyor. Çok büyük yıkımlar da felaket olarak adlandırılıyor.

Çok da fark etmeyeceğini düşünebilirsiniz ama ‘sinemada afet’ diye tarama yaptığınızda felaket ve kıyamet, felaket diye aradığınızda hepsine dair sonuçlar buluyorsunuz. Bunun bir zararı olmadığını düşünüyorsanız zaten yazı sizin için bitmiştir. Oysa birbirini beslemesine rağmen farklı duygusal, soyut, somut, zihinsel ve ruhsal sonuçlara işaret eden farklı kavramların aynı manada kullanılması kısırlık emaresi…

 

Gelem ‘sinemada afetler’ meselesine…

Dediğimiz gibi felaket, afet, kıyamet konuları neredeyse aynı kapsamda değerlendiriliyor. Afet, özellikle bilim-kurgu ve aksiyon türünün vazgeçemediği unsurdur. Ayrıca distopya da genellikle afetler sonrasını kurgular. Daha çekici olması için ‘kıyamet’ ifadesi kullanılır. Ticari sinema dışında nadiren bağımsız sinema bu konuları ele alır. Çünkü distopya atmosferi oluşturmak prodüksiyonel olarak zordur. Masraflıdır. Bu sebepten, adı geçen filmlerin ekserisi gişe filmleri olacaktır.

Evet, bazı filmlerin adını geçireceğiz. Fekat çoğu, internetteki film listelerinde yer almaz. Ya da aralarda kaybolur. Çünkü bahsedeceğimiz filmlerin önceliği çok izlenmek değildir. Evet, çok izlenenleri ve yüz milyonlarca dolar harcanarak yapılanları da var. Lakin bu filmlerin öncelikli meselesi ele aldıkları konuyu insanlığın faydasına olacak şekilde değerlendirmek ve bu değerlendirmeye izleyiciyi de ortak etmektir. Adı geçecek filmlerin ve dizilerin ortak özelliği hala çok konuşuluyor veya ‘okunuyor’ olmalarıdır.

 

Önce, en çok sevdiğimiz ticari filmlerden biri olan Yıldızlararası… Chiristopher Nolon’ın unutulmaz eseri 200 milyon dolarlık bütçesi sonrası ciddi gişe hasılatı yaparak yapımcıları memnun etmişti. Ancak bizim için önemli olan bu değildi. Zira film, boyutlar arası anlam yolculuğunu fizik kanunları ya da tezleri ışığında somut hale getiremeye çalışırken insanlık birikimi üzerine ve geleceğimiz adına düşünmemizi sağlıyordu. Filmin hikayesi insanlığın yok olmanın eşiğinde olduğu bir gelece odaklanıyor. İnsanoğlu, yaşadığı dünyayı berbat etmiş, felaketlere yol açmış, afetlerden akıllanmamış ve sonunda Dünya yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İşte bu sırada başka gezegenler bulma ihtimali ya da başka gezegenlerde yaşama umut doğar. Yani insanoğlu, kendi için yaşanılmaz hale getirdiği dünyayadan kaçarak başka bir yeri yaşanılmaz hale getirecektir. Elbette izleyen herkesi, yaşadığı dünyaya etkisine dair düşündürücüdür.

Benzer bir hikaye de yakın zamanda Netflix yapımı olarak karşımıza çıkan Yukarı Bakma filmindeydi. Yönetmen Fruit Chan’in filminde yine dünya yok olmak üzeredir. Gerçi bu defa meteor çarpma tehlikesindendir. Ama yine de insan için yaşayacak başka yerler bulmak gereklidir. Bunun için çabalanır, bulunur ama beklendiği gibi olmaz. Dahası, meteor çarpmasından kurtulmanın yolu vardır ama insanoğlunun açgözlülüğü bu çareyi yok sayar ve bütün bir insanlık yok olur.

Afet ya da felaket filmlerinin klişe hikayelerinden biri salgınlardır. İnsanların yol açtığı ya da önleyebilecekken önlemediği bu tür afetleri güzel anlatan filmlerden biri 28 Gün Sonra’dır. Danny Boyle’un filminde ölümcül bir virüsün İngiltere’deki etkisi ve bununla mücadele ediş şekli anlatılır. Bu defa felakete sebep olan virüstür ve bu da kuvvetle muhtemel insan üretimi ya da ihmalinin sonucudur.

Dizilere geçmeden önce 2 filmden daha bahsetmek isterim. İlki Düşler Diyarı… Felaket ya da afet filmlerinin en farklılarından. Evet bir afet söz konusu ve bunun sonucu olarak yaşanan felaket tablosu vardır. Ancak bir küçük kız çocuğunun duygu ve ruh dünyasından meseleye umutlu bakış söz konusudur. Sürrealist yaklaşımı ile dikkat çeken filmin yönetmeni Beth Zeitlin… ABD’nin New Orleans kıyılarında Leğen isimli fakir ama mutlu toplulukta babasıyla birlikte yaşayan Cimcime’nin, babasıyla ilgili kötü haberi alması sonrası düşlerinin peşinden gitmesine şahitlik ediyoruz. Sizi sımsıkı saran bir dile sahip olan film, ABD’nin arka mahallelerini irrite etmeden, slogan atmadan, duygu dolu şekilde anlatıyor.

Bir diğer ilginç film ise Turist… Ruben Östland’ın filmi, Alplerde tatildeyken çığ düşmesi esnasında ailesini bırakarak kendi hayatını kurtarmaya çalışan bir adamın, bu esnadan sonra kapısı ve çocuklarıyla sorgulamalı ilişkisini anlatıyor. Enteresan bir yöntem ile aile kavramı, insanın kendisine olan bağı, bencillik, afet, Avrupa gibi olgular irdeleniyor. Bağımsız sinemanın etkili örneklerinden olan filmi şiddetle tavsiye ediyorum.

Biraz da dizilerden bahsedelim…

Yakın zamanda HBO’da yayınlanan 11. İstasyon dizisi, bir grip salgını sonrası dünyanın nüfusunun yüzde 99’unun yok olmasını anlatıyor. Daha doğrusu bu esnadan sonrasına odaklanıyor. Bunu yaparken zamanlar ve boyutlar arasında git-geller yaparken, çok uzaklarda olanların çok da uzaklarda kalamadığını ve tehlike kadar kurtuluşun da her zaman yakında olduğunu vurguluyor. Harika film dili, oyunculukları ve kıvrak zeka ürünü olan senaryosuyla dikkat çekiyor…

HBO’nun yakın dönemde ses getiren iyi işlerinden bir diğeri de Çernobil… Felaketi bilmeyeniniz yoktur. Çünkü Türkiye de yakından etkilendi. Çernobil nükleer santralinde yaşanan patlama ve sonrasındakilere odaklanan dizi, yetkililerin ihmalinin altın çiziyor. ABD yapımı olan dizi sonrası Rusya kendi Çernobil dizisini çekeceğini açıklamıştı (Malum Çernobil, o dönem Sovyet Rusya topraklarında yer alan Ukrayna’da yaşanmıştı). Politik meseleler bir tarafa dizinin sinematografisi ve bütüncül atmosferi çok iyi idi (HBO’nun üretimlerinde genellikle böyle bir durum söz konusu. Neredeyse kötü üretimi yok).

 

Örnekler çoğaltılabilir. Afet, felaket ya da kıyamet senaryolarını hep izledik ve izlemeye devam edeceğiz. Bilimsel sınırlara riayet edenlerin yanı sıra kurmaca özgünlük sınırlarını zorlayan fikirlerin olduğu yapımlar da her daim sinema perdesinde ve dijital mecralarda karşımıza çıkacak.

Son olarak ülke sinemamızda bu konunun ne kadar az ele alındığını hatırlatmak gerekir. Esasında sebep malum. En başta da ifade etmeye çalıştığımız gibi bu türde filmler genellikle çok zahmetli ve masraflı. Yukarıda adı geçen yapımların en uygun fiyatlısı 5-10 milyon dolar bütçeye sahiptir. Günümüz kuruyla düşünürsek zaten işin içinden çıkamayız. Zira ülkemizde şu an ortalama bir filmin bütçesi 10-15 milyon TL civarında. 1 milyon dolar bile yapmaz. Nerede kaldı büyük bütçeli distopik işler yapmaya… Arada bazı denemeler olmuyor değil. Özellikle deprem ile alakalı birkaç çalışma söz konusu. Son dönemde de dijital mecrada bazı denemeler mevcut. Ancak daha ileride örnekler çoğaldıkça ya da özellikle Türkiye’deki üretimlerden bahsedecek oldukça onların ele alırız.

0 0 Yorumlar
Puan
Bildir
guest

0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
DOSYA
Filistin Direnişinde Öncülük ve Önderler...
Hamza Türkmen
Kudüs Davası Bilincimiz ve Aksa Tufanı’nın Değerle...
Maruf Çelik
Aksa Tufanı’nın Geleceği Dönüştürme Etkisi…...
Abdülaziz Tantik
Soykırımın Hesabını Boykotla Sorabiliriz...
Ersin Çelik
Gazze Saldırısı Üzerinden İki Kutuplu Dünyanın Ger...
Recep Songül
RÖPÖRTAJLAR
“Dünyaların değiştiremediği insanlar ancak dünyala...
Muhammed Emin Yıldırım
“Müslümanın dünyayla ilişkisi tedbir ve temkin ili...
Kasım Küçükalp
... her nimetin bir külfeti var. Gülü seven dikeni...
Ali Osman Öncel
“Resûlullah (sas) ile meşgul olmak, Resûlullah’ı (...
Mustafa Fayda
“Peygamberler dünyayı yaşanır hale getirmek için g...
Mustafa Ağırman
SİRET-İ İNSAN
Savaşın Çocukları
Bahriye Kaman
Toplumun Kurucu Hücresi Olan Ailede Örneklik Vasfı...
Bahriye Kaman
Lider, Önder, Rehber!
Bahriye Kaman
Göçebe Ruhu
Bahriye Kaman
Nitelikler ve Roller
Bahriye Kaman
SİNEMA
Bu Film, Böyle Devam Edemez!
Abdülhamit Güler
Göstermenin Mesuliyetinde Sinemanın Örnekliği...
Abdülhamit Güler
Perdedeki Kimin Afeti, Felaketi, Kıyameti!...
Abdülhamit Güler
Türk Sinemasında Neden Hz. Muhammed (sas) Filmi Yo...
Abdülhamit Güler
İnsanın Göç Meselesi: GÖÇ
Abdülhamit Güler
GEZİ-YORUM
Vakur ve Mahzun Bir Efsanedir: Kudüs...
Mikail Çolak
Habib-i Neccâr’ın Gözyaşları
Mikail Çolak
Avrupa’nın Ortasında Var Edilen Güçlü Bir İnanç İk...
Mikail Çolak
İnsan Göç Eyler
Mikail Çolak
Tarihe Tıp Notu: Daruşşifalar
Mikail Çolak
SAHABİ BİYOGRAFİSİ
Afrâ bint Ubeyd Yüzlü Kadınların Zamanından…...
Rumeysa Döğer
Bütün Şehit Annelerine: Sümeyra Bint Ubeyd Teselli...
Rumeysa Döğer
Ensârî Bir Muhacir: Zekvân b. Abdükays...
Miraç Okutan
İki Hicret Sahibi: Ca’fer b. Ebû Tâlib...
Miraç Okutan
Gönüllerinde Şifayı Taşıyanlar...
Rumeysa Döğer
NEBEVİ VARİSLER
Ömer b. Abdülaziz
Kevser Özdağ
AYETLERLE KONUŞAN ADAM
Sümeyye Çiftçi
Yollarına Mısraların Döküldüğü İnsan...
Sümeyye Çiftçi
Adaletin Sembolü Kâdî Şüreyh (ra)...
Necmeddin Beytullah Ünnü
Scroll Up
0
Düşüncelerinizi çok isterim, lütfen yorum yapın.x